<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318</id><updated>2011-12-06T01:11:24.244-08:00</updated><title type='text'>yesilcamhatirasi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>40</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-3584270832409740041</id><published>2010-01-19T08:45:00.000-08:00</published><updated>2010-01-19T08:45:31.054-08:00</updated><title type='text'>SİNEMANIN KOMİKLERİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XgsP1IuCI/AAAAAAAAAWI/nrio894gCWQ/s1600-h/1128526982hacuvatkaragoz.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XgsP1IuCI/AAAAAAAAAWI/nrio894gCWQ/s320/1128526982hacuvatkaragoz.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Adam dünyada hiçbir şeyden zevk almadığı, hiçbir şeye gülemediği şikayetiyle doktora gider. Doktor çeşitli önerilerde bulunur. Fakat adam bunların hepsini denediğini yine de bir sonuç alamadığını söyler. Doktor bu kez şehirde temsiller veren sirke gitmesini ve oradaki palyaçoyu seyretmesini salık verir; "O palyaçoyu seyret, mutlaka neşelenip güleceksin. O’nun dünyada güldüremeyeceği insan yoktur" diyerek. Adamın buna yanıtıysa şöyledir: "Ne diyorsunuz doktor! O bahsettiğiniz palyaço benim.&lt;br /&gt;Sinemanın komikleri yıllardır gülmeyi ve güldürmeyi sürdürür beyazperdeden bize yansıyan görüntülerinde...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XgzmjukKI/AAAAAAAAAWQ/SMIKaobQ1Nk/s1600-h/249576.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XgzmjukKI/AAAAAAAAAWQ/SMIKaobQ1Nk/s320/249576.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Komik halk kahramanlarımız aslında birer anti kahramandı. Yüzyıllardır güldürürken düşündürmeyi ve ders vermeyi sürdürdüler dilden dile akan hikayeleriyle. Karagöz, Nasreddin Hoca, Keloğlan yarı hayal yarı gerçek kahramanlarımızdı.&lt;br /&gt;Tuluat kumpanyalarının, gezici çadır tiyatrolarının, direklerarasının ete kemiği bürünmüş komiklerinin serüvenleri farklı suretlerde beyazperdeye de yansımaya başlar ilk kez Muhsin Ertuğrul döneminde. &lt;br /&gt;Komik Naşit Bey, Kel Hasan, İsmail Dümbüllü gibi Tuluat kumpanyalarının, çadır tiyatrolarının ya da sinemanın komikleri yaşadıkları tüm zorluklara karşın, acılarını, sorunlarını içlerine atıp güldürmeyi sürdürür. &lt;br /&gt;Komiklerimizin maceraları ilk filmlerden itibaren başlar. İsmet Fahri Gülünç, Şadi Fikret Karagözoğlu ve Naşit Özcan da sinemadaki ilk komik tiplemelerimizdi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhIxqA6-I/AAAAAAAAAWY/E5mJ30pobrw/s1600-h/d%C3%BCmb%C3%BCll%C3%BC.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhIxqA6-I/AAAAAAAAAWY/E5mJ30pobrw/s320/d%C3%BCmb%C3%BCll%C3%BC.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;40’lı yıllarda İsmail Dümbüllü halk komiği olarak yıldızlaşır. &lt;br /&gt;50’li yıllarda yeni yeni komikler tanırız. Aziz Basmacı, Settar Körmükçü, Vahi Öz, Zeki Alpan, Münir Özkul gibi oyuncular beyazperdenin sevilen komiklerinden bazılarıdır sadece. &lt;br /&gt;1960’lı yıllara gelindiğinde salon komedileri dönemi de başlıyordu. Yine bu dönemde etkisi yıllarca sürecek tiplemeler de yaratılır. Feridun Karakaya’nın oynadığı Cilalı İbo, Öztürk Serengil’in Adanalı Tayfur’u ve Sadri Alışık’ın Turist Ömer’i güldürü sinemasının üç büyükleri olarak öne çıkar.&lt;br /&gt;Adanalı Tayfur gibi Adanalı Celal’de de izleriz Öztürkserengil’i. &lt;br /&gt;Sadri Alışık’ı da dramla güldürüyü iç içe barındıran filmlerde izleriz.&lt;br /&gt;Komedi filmlerinin jenerikleri de komik ve yaratıcı olmaktadır.&lt;br /&gt;60’lı yıllar komedilerinin, bol kadrolu yıldızlar geçidi komedi filmlerinin bolca yapıldığı ve çok sevildiği verimli bir dönemdir.&lt;br /&gt;Kimler yoktur ki unutulmaz güldürü ustaları arasında... Vahi Öz, Necdet Tosun, Cevat Kurtuluş, Ali Şen, Mualla Sürer, Mürvet Sim, Hulusi Kentmen, Suphi Kaner, Cevat Kurtuluş hemen akla gelenlerden bazıları sadece...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhSSSO9pI/AAAAAAAAAWg/0zMjXhl7Bro/s1600-h/ismail_dumbullu_b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhSSSO9pI/AAAAAAAAAWg/0zMjXhl7Bro/s320/ismail_dumbullu_b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Vahi Öz, Horoz Nuri tiplemesiyle birçok filmde yansır beyazperdeye...&lt;br /&gt;Vahi Öz’ün, Mualla Sürer’le oluşturdukları ikili ise unutulmaz bir neşe kaynağıdır o filmleri izlediğimizde.&lt;br /&gt;Türk sinemasının hüzün yüzlü komiği Suphi Kaner ise ne yazık ki trajik bir hayat sürdürür. En verimli döneminde intihar ederek ayrılır aramızdan. &lt;br /&gt;Cevat Kurtuluş unutulmazlar arasına yazdırır adını. &lt;br /&gt;Hulusi Kentmen de Mualla Sürer’le haylaz çocuklar gibidir bir çok filmde...&lt;br /&gt;Sami Hazinses her zamanki Sami Hazinses’dir, fıldır fıldır oynayan gözleriyle...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhYl8uQoI/AAAAAAAAAWo/o7Z7GS0CxHY/s1600-h/ads%C4%B1z.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhYl8uQoI/AAAAAAAAAWo/o7Z7GS0CxHY/s320/ads%C4%B1z.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;Tiyatronun ustalarından Muammer Karaca da Cibali Karakolu ile sinema seyircisinin karşısına çıkar.&lt;br /&gt;Bazen kötü adam olarak ünlenen, izlerken korkudan iliklerimize kadar titrediğimiz oyuncular da komedi filmlerinde kendini gösterir. Örnekse kötülerin kötüsü Ahmet Tarık Tekçe, Hüseyin Baradan... Kitapsız ilim, Ahmet Tarık Tekçe’siz film olmaz gibi tekerlemeler üretilirdi o yıllarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Baradan adına film de yapılır. Hüseyin Baradan Çekilin Aradan. &lt;br /&gt;70’li yıllar erotik komedilerle geçerken, Türk sinemasına damgasını vuran Ertem Eğilmez 60’lı yıllarda yaptığı Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi, Helal Adanalı Celal gibi komedi filmlerle bu tarzda da başarısını göstermiştir.&lt;br /&gt;Erotik komedilerin ağırlıkta olduğu 70’li, 80’li yıllarda, iyi komedi filmler Ertem Eğilmez imzasıyla geçer tarihe.&lt;br /&gt;70’lerin hemen başında Tarık Akan’lı Tatlı Dillim, Sev Kardeşim, Oh Olsun, Yalancı Yarim, Mavi Boncuk’la başlattığı duygusal aile komedilerini, Kemal Sunal’lı,  Zeki Alasya’lı, Metin Akpınar’lı, Halit Akçatepe’li Köyden İndim Şehire, Salak Milyoner izler. Her oyuncu bir kez daha yıldızlaşır bu filmlerde. &lt;br /&gt;Çok tutan dev kadrolu filmlerle sürdürür gençlik ve halk komedisi aile filmlerini Ertem Eğilmez. &lt;br /&gt;Kemal Sunallı, Tarık Akanlı, Münir Özkullu, Adile Naşitli, Halit Akçatepeli Hababam Sınıfı serisi unutulmazlar arasına girer. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhnW6N_3I/AAAAAAAAAWw/zKsW13YZ89M/s1600-h/d%C3%BCmb%C3%BCl.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XhnW6N_3I/AAAAAAAAAWw/zKsW13YZ89M/s320/d%C3%BCmb%C3%BCl.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kemal Sunal da, Şener Şen de, İlyas Salman da tekrar tekrar, büyüdükçe büyür Ertem Eğilmez filmlerinde. Tabii ki Adile Naşit, Münir Özkul, Halit Akçatepe, Ayşen Guruda, Şevket Altuğ ve diğer oyuncular da.&lt;br /&gt;Sinemamızın son çeyrek yüzyılına damgasını vuran Şener Şen gibi, Uğur Yücel de Ertem eğilmez filmlerinde yıldızlaşır.&lt;br /&gt;Unutulmaz ikililer de oluşur komedi filmlerinin sevimli kahramanları arasında. Tarık Akan Gülşen Bubikoğlu, Hale Soygazi ve Emel Sayın’la bir çok filmde bir araya gelirken sinemanın son yıldızlarından Gülşen Bubikoğlu da Tarık Akan dışında Aytaç Arman’la, Müjdat Gezen’le unutulmaz ikililer oluşturur bir çok filmde. &lt;br /&gt;Andık, hatırladık... Hatırladıkça güldük, hatırladıkça hüzünlendik... Onlar her koşulda güldürdüler bizi. Güldürürken düşündürdüler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-3584270832409740041?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/3584270832409740041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/sinemanin-komikleri.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3584270832409740041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3584270832409740041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/sinemanin-komikleri.html' title='SİNEMANIN KOMİKLERİ'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/S1XgsP1IuCI/AAAAAAAAAWI/nrio894gCWQ/s72-c/1128526982hacuvatkaragoz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2811387685576507604</id><published>2010-01-19T08:15:00.000-08:00</published><updated>2010-01-19T08:15:43.500-08:00</updated><title type='text'>SİNEMANIN KOMİKLERİ - 02</title><content type='html'>Andık, hatırladık... Hatırladıkça güldük, hatırladıkça hüzünlendik... Onlar her koşulda güldürdüler bizi. Güldürürken düşündürdüler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabınız varsa&lt;br /&gt;başlığa tıklayarak videoyu &lt;br /&gt;izleyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2811387685576507604?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=239073998038&amp;saved#/video/video.php?v=239073998038&amp;ref=mf' title='SİNEMANIN KOMİKLERİ - 02'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2811387685576507604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/sinemanin-komikleri-02.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2811387685576507604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2811387685576507604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/sinemanin-komikleri-02.html' title='SİNEMANIN KOMİKLERİ - 02'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-4137915364152128346</id><published>2010-01-19T08:13:00.000-08:00</published><updated>2010-01-19T08:13:30.242-08:00</updated><title type='text'>SİNEMAMIZIN KOMİKLERİ - 01</title><content type='html'>Andık, hatırladık... Hatırladıkça güldük, hatırladıkça hüzünlendik... Onlar her koşulda güldürdüler bizi. Güldürürken düşündürdüler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabınız varsa başlığa &lt;br /&gt;tıklayarak videoyu izleyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-4137915364152128346?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=239073998038&amp;saved#/video/video.php?v=239054253038&amp;ref=mf' title='SİNEMAMIZIN KOMİKLERİ - 01'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/4137915364152128346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/sinemamizin-komikleri-01.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4137915364152128346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4137915364152128346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/sinemamizin-komikleri-01.html' title='SİNEMAMIZIN KOMİKLERİ - 01'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-1141823644530427939</id><published>2010-01-02T16:57:00.001-08:00</published><updated>2010-01-02T17:15:05.002-08:00</updated><title type='text'>MÜNİR ÖZKUL: Sahnede Bir Ömür</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;1 Nisan 1996'da Atatürk Kültür Merkezi'nde büyük aktör Münir Özkul'un 55. Sanat Yılı coşkulu ve duygulu bir geceyle kutlanmıştı. Geceyi izledikten sonra yazdığım yazıyı üstadın sağlık sorunları ve sıkıntılı anlar yaşadığı, canlandırdığı karakterlere en çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde bir kez daha sevenleriyle paylaşıyorum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;"Aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;sesimiz bu hoş kubbede bir hoş seda olarak kalır. (...) &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz&amp;nbsp; fısıldaşır durur sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perdeee!"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_skVEQy4I/AAAAAAAAAU4/PbbJGDa3pNg/s1600-h/m%C3%B6zkull2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_skVEQy4I/AAAAAAAAAU4/PbbJGDa3pNg/s320/m%C3%B6zkull2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;"Türk Tiyatro ve Sinemasına unutulmaz emekleri geçen değerli sanatçı, sevgili insan Münir Özkul'un 55. Sanat Yılını hep birlikte kutlayalım." 1 Nisan 1996'da Atatürk Kültür Merkezi'nde belleklerden zor silinir bir gece yaşandı. Sanatçı dostları, öğrencileri ve Münir Özkul sevenlerle yaşanan coşkulu, duygulu bir gece… Salondakilerin çoğu gözyaşları içinde izledi sahnede yaşananları. Bir çok sanatçının dönüşümlü olarak okudukları-anlattıkları hayat hikayesi, okul arkadaşlarından sahne arkadaşlarına kadar anlatılan anılar… Film ve dialarda Münir Özkul… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gecenin sonunda yıllarca hepimizi zaman zaman güldüren fakat çoğu zaman hüzünlendiren hatta ağlatan Münir Özkul sahneye geldi ve artık onunla özdeşleşmiş tiradı okudu. Heyecanı ve hüznü gözlerinden okunuyordu. Ve perde… "Aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu hoş kubbede bir hoş seda olarak kalır. (...) Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır durur sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perdeee!"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_stAExFuI/AAAAAAAAAVA/eUz_1z_vjOw/s1600-h/m%C3%B6zkulll.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_stAExFuI/AAAAAAAAAVA/eUz_1z_vjOw/s320/m%C3%B6zkulll.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;55 yıldır sahnelerde olmasına karşın oturacak bir evi bile yoktur Münir Özkul'un. "Ben tüccar değilim, eğitimciyim". Hababam sınıfı öğrencilerinin korkulu rüyası, otoriter fakat sevecen Mahmut hocası, okul müdürüne gözleri dolu dolu bunları söyledikten sonra fenalaşır, yığılır kalır. İşte o sahne izleyicinin yüreğine bıçak gibi saplanır. Film boyunca gülen insanlar ağlıyordur artık. Yine başka bir film sahnesi. Sevgili Adile Naşit hasta, yatağında yatıyor, Münir Özkul hemen yanındaki masada rakısını yudumlarken bir yandan da ağlıyor ve iç paralayan repliğini söylüyor. Eminim izleyiciler de onunla birlikte ağlıyorlar bu iç paralayan sahnede. Onlarca film, onlarca tiyatro oyunu; neredeyse yaşamı boyunca sahnedeydi Münir Özkul. "Bazı şeylere sanatla ulaşmamız gerekir, diğerleri yazgı ya da şansla elde edilir."(Agathon) Ne hayatını ne de oynadığı oyunları, filmleri, bu kısa yazıya sığdırmak olanaklıdır. Yaşamı da oynadığı roller gibi gel-gitlerle dolu geçer.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;1925 yılının 15 Ağustos'unda Bakırköy'de doğar Münir Özkul. O doğuştan sanatçıdır. Daha ortaokul yıllarında yaptığı taklitlerle arkadaşlarını güldürür. Sahneye ilk kez 29 Ekim 1939'da Bakırköy Halkevi'nde çıkar. Çekingen, sıkılgan bir yapıya sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_s75nObkI/AAAAAAAAAVI/2PolKdC10oM/s1600-h/m%C3%B6zkul.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_s75nObkI/AAAAAAAAAVI/2PolKdC10oM/s400/m%C3%B6zkul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_tDxG2XhI/AAAAAAAAAVQ/5bKMc1R1uq0/s1600-h/m%C3%B6zkul3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_tDxG2XhI/AAAAAAAAAVQ/5bKMc1R1uq0/s400/m%C3%B6zkul3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;"Yaptığı taklitlerin en gözdesi olan Arkaş Palabıyıkyan taklidini, Ferdi Tayfur'un ağzından, Grucho Marx'ın yürüyüşüyle canlandırarak, ilk alkışını" alır. Lise yılları zorlu geçer. O, okuldan kaçıp kaçıp sinemalara, kütüphanelere gider. O yıllarda en çok karikatürist olmak istiyordur ve Cemal Nadir'i çok seviyordur. 1940 yılında, Reşit Baran'ın Eugene Labiche'den adapte ettiği Mahcuplar oyunuyla tiyatro serüveni başlar. Bu aynı zamanda Bakırköy Halkevi'nde, Rauf Adın'ın yönettiği Temsil Kolu faaliyetlerinin de ilkidir. "Bakırköy Halkevi'nde oynayan oyunların hemen hepsinde rol aldı. En başarılı olduğu oyunlar Erkek Güzeli ve Süt Kardeşler isimli komedilerdi. Süt Kardeşler'de yarattığı Yaşar karakteri, eski Bakırköylülerin belleklerinden hâlâ silinmemiştir." 1943'te Sadık Şendil'in Bakırköy'e dönüşüyle başlayan ikinci dönem çalışmalarında da bir çok oyundaki rolüyle başarılı olur. Temsil Kolu'nun dağılmasıyla 1948 yılında, Ses Tiyatrosunda profesyonel oyunculuk dönemi başlar ve ilk oyununda bir Ermeni rolü oynar. Provalarda pek başarılı olamayan Özkul, sahnede herkesi şaşırtır, dakikalarca alkışlanır ve kesilmeyen alkışlar nedeniyle oyun devam edemez, aynı sahne iki-üç kez tekrarlanır. Oyun başlamadan, onun başarısız olup oyunu mahvetmesinden korkan rol arkadaşı Mürvet Sim, daha sonra şunları söyler: "Provalarda ne olduğunu anlayamadığım, Münir isimli bu genç adam yüzünden son derece huzursuz ve heyecanlıydım. Birden uzun boylu, kıvrık vücutlu, dalgalı saçlı bir genç olarak girdi sahneye. Bu adam, sanki provadaki adam değil de gerçek bir Ermeni. Sahne kusursuz oynandı. Ermeni Münir sahneden çıktı, arkasından bakakaldım. Bomba gibi patlayan alkışla kendime geldim ve gözlerim doldu. Sahneye girmek için sıra bekleyen artistler, alkıştan giremiyorlardı. Alkışın ardı kesilmeyince Münir'le aynı sahneyi baştan oynamak zorunda kaldık." Sinemayla ilk kez 1949'da tanışır. Vatan ve Namık Kemal filminde "soldan sekizinci asker" rolüyle figüran olarak başladığı sinemada, 1950'de Üçüncü Selim'in Gözdesi filmiyle figüranlıktan oyunculuğa terfi eder. İkiyüzlün üstünde filmde oynar. Örneğin 1971 yılında 20 filmde birden oynayınca, kafası karışır. "Biri bitmeden öbürü başlayan filmlerin bağlantılı kostümleri, senaryoları, her şey birbirine girer evde. Sırrı Gültekin'in Mine Mutlu, Tanju Okan'lı setinden, bir taksiyle Nejat Saydam'ın Deniz Gökçer, Salih Güney'li setine yetişmekte, Aram Gülyüz'ün setinde Engin Çağlar ve Arzu Okay'la öğlen yemeği yiyip, akşam yemeğini Ertem Eğilmez'in setinde Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan'la yemektedir. Geceleri eve ulaştığında, ertesi gün ne gibi rolleri olduğunu düşünürken, filmleri setleri birbirine karıştırmaktadır. Feri Cansel, hem Osman Seden'in filminde, hem Semih Evin'in filminde, hem de Sırrı Gültekin'in Kadir İnanır'lı filminde oynayarak Münir'in kafasını allak bullak etmektedir." &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_tXngxolI/AAAAAAAAAVg/-XVxzGsf0bg/s1600-h/22165_230139239684_733164684_3269134_439861_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_tXngxolI/AAAAAAAAAVg/-XVxzGsf0bg/s400/22165_230139239684_733164684_3269134_439861_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ses Tiyatrosu'nda iki yıl çalışır. Genel havadan hoşnutsuzdur. Hemen karşı kaldırımda Küçük Sahne'yi açan Muhsin Ertuğrul'la çalışmaya başlar. 13 Nisan 1951'de Muhsin Ertuğrul'un sahneye koyduğu, John Steinbeck'in Fareler ve İnsanlar oyununda Carlson rolündedir. 1952 yılında Vasfi Rıza Zobu ile karşılıklı oynadığı Edi ile Büdü filmiyle sinemadaki ilk başrolünü oynar. “1953 yılında Küçük Sahne'de Arpa Ambarı oyunuyla, bir başoyuncu, bir yıldız olduğunu kanıtlar."&amp;nbsp; Muhsin Ertuğrul'un, Devlet Tiyatrosu'nun başına getirilişinden sonra Küçük Sahne dağılır. 1957 yılıdır ve Özkul tiyatrosuz, işsiz kalır; sinemadan da aranmaz olmuştur. Lise yıllarında başladığı, "arkadaş olduğu alkolle laubali bir samimiyet" içine girer. "Konuyu şişelerle görüşür." Ayrılık uzun sürmez, 1958'de hem filmlerde rol bulur, hem de Vasfi Rıza'nın daveti üzerine Şehir Tiyatroları'na geçer.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_tfJ9l6AI/AAAAAAAAAVo/bk5z9Rnerm8/s1600-h/22165_230135784684_733164684_3269127_3684415_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_tfJ9l6AI/AAAAAAAAAVo/bk5z9Rnerm8/s320/22165_230135784684_733164684_3269127_3684415_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Münir Özkul "memur ruhundan" sıkılır ve Şehir Tiyatroları'ndan ayrılır. Ardından Ankara Devlet Tiyatrosu'nda ilk ve son kez Toruadorlar Valsi oyununda oynar. Ardından İstanbul'a dönerek Hulki Saner'in Taş Bebek filminde Gönül Yazar'la birlikte oynar. Sonra hiç aklında yokken, arkadaşları tarafından ikna edilir ve Bulvar Tiyatrosu'nu kurarak "tiyatro patronu" olur. Yıl 1960'dır artık. 1962'de Bulvar Tiyatrosu, Münir Özkul Tiyatrosu adını alır. "Tiyatro patronu olduğundan beri, Münir alkolle olan arkadaşlığını, flörte, derken aşka çevirir. Münir Özkul Tiyatrosu 1964-65 mevsimini Karaca Tiyatrosu'nda Aşk Aşk Aşk isimli vodville açar. Fakat kötü bir mevsimdir bu, Münir gene alkole sarılır. Özel tiyatro patronunu tiyatrodan kovacak bir üst merci olmadığı için, patronun alkol eğilimi, denetlenmesi çok güç durumdur. Konyak! diye kükreyince Münir, sıkıysa uzatmasın cep konyağı şişesini turne amiri Özcan Özgür, turne otobüsünü birbirine katar Münir. Kendini hiç de iyi hissetmemektedir. Alkol zehirlenmesi krizleri geçirmektedir. Ve fakat bu krizlerden sonra yapılan muayenelerde, karaciğeri, akciğeri, böbrekleri, damarları, şaşılacak derecede sağlıklı bulunur. Münir bu işin iç organlarla halledilemeyeceğini anlayınca, sorumluluğu beynine yüklemeye karar verir. Gaipten sesler duymaya başlar. Derken işi azıtır ve müthiş yeteneğiyle şizofreniye kadar ulaştırır. Şizofreninin sığınılacak bir liman olduğunu keşfeder, ve kurnazca deliliğe sığınır. Herkes 'Münir delirdi'' diye dellenirken, Münir huzur içindedir."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_ts-A9-wI/AAAAAAAAAVw/m4JZrO_hzx0/s1600-h/22165_230139269684_733164684_3269136_253676_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_ts-A9-wI/AAAAAAAAAVw/m4JZrO_hzx0/s640/22165_230139269684_733164684_3269136_253676_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Arena Tiyatrosu'nda bir çok oyunda rol alır. Sonraki yıllarda da defalarca oynayacağı Kanlı Nigar oyunundaki İbiş rolüyle özdeşleşir ve İlhan İ‹İskender ödülünü alır. Sinemada da bir çok ödül almıştır. Kanlı Nigar'ı izlemeye gelen İsmail Dümbüllü, oyun öncesinde "Münir fesini giymesin, ona kavuğumu vereceğim" diye haber gönderir. 19 Nisan 1968 gecesi Arena Tiyatrosu'nda "eskilerin 'icazet' dedikleri bir törenle, İsmail Dümbüllü, Münir'e el vermiştir." 1969'da Haldun Taner ve Çetin İpekkaya ile Bizim Tiyatro'yu kurar. Haldun Taner'in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyununu oynarlar. "Provalarda sıkılan, bekleneni veremeyen ve ruhen pek prova sevmeyen Münir, oyunun prömiyer gecesi, Tomas Fasülyeciyan rolünde herkesi şaşırtır. Oyunun yönetmeni Çetin İpekkaya, hüngür hüngür ağlamaktadır. Başta Adalet Cimcoz olmak üzere, salondan sahneye atlayıp, ona sarılanlar vardır." &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_t0GjsHZI/AAAAAAAAAV4/PV-Dti5G8-Y/s1600-h/16957_383151880076_672175076_10341242_6315531_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_t0GjsHZI/AAAAAAAAAV4/PV-Dti5G8-Y/s400/16957_383151880076_672175076_10341242_6315531_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Arzu Film yapımlarının, Ertem Eğilmez filmlerinin vazgeçilmez oyuncusudur. Hababam Sınıfı filmlerinin Mahmut Hoca'sı rolüyle yıllarca belleklerden silinmeyecek bir karakter oluşturur. 1978 yılında Şehir Tiyatroları'na davet edilir ve Sersem Kocanın Kurnaz Karısı'nda yeniden oynar. Televizyonda 1979 yılında oynadığı İbişin Rüyası'ndaki rolüyle yine yürekleri burkar. O derin hüznü içinde "Çay baba" diyen ağlamaklı sesi hâlâ kulaklardadır. Yine aynı yıl Şehir Tiyatroları'nda Kanlı Nigar yeniden sahnelenir. Fakat 12 Eylül darbesi olmuş, tiyatro yönetimi değişmiştir. Askerler oyunları denetliyordur. Münir Özkul buna dayanamaz ve "delirmeye karar verir." Tiyatrodan ayrılır ve Bakırköy'e "tımarhaneye" yatar. Kanlı Nigar müzikalinde oynamak için çıkar "tımarhaneden."&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Adile Naşit'le oluşturdukları ikili çok sevilir. 1978'de İzmir Fuarı'nda Adile Naşit'le birlikte şov yaparlar. 80'li yıllarda bir çok filmde birlikte oynarlar. Ferhan Şensoy uzun süredir Münir Özkul'la çalışmak istiyordur. Sonunda ikna eder ve Erol Günaydın'la birlikte Özkul'u Köşedönücü filminde oynatır. 1987-88 tiyatro mevsiminde Erol Günaydın'la birlikte Ortaoyuncular'la tiyatroya dönüş yapar. 32 yıl sonra onu Münir Özkul yapan Küçük Sahne'ye yeniden oyuncu olarak gelir ve Ferhan Şensoy'un yazıp yönettiği İstanbul'u Satıyorum'da Mimar Sinan rolüyle, yeni bir kuşak onu, ayakta alkışlar.. Hasan Efendi'den İsmail Dümbüllü'ye, İsmail Dümbüllü'den Münir Özkul'a geçen kavuk artık Ferhan Şensoy'dadır. 14 Mart 1989'da Ortaoyuncular'ın 9. yıldönümünde düzenlenen bir törenle Özkul, kavuğu Ferhan Şensoy'a devreder. Ortaoyuncular'la birlikte Soyut Padişah, Yorgun Matador ve Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu oyunlarında oynar Münir Özkul.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_t8VYgItI/AAAAAAAAAWA/tVYpAfE6HuI/s1600-h/19648_102417086452864_100000537196267_68475_6687656_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_t8VYgItI/AAAAAAAAAWA/tVYpAfE6HuI/s320/19648_102417086452864_100000537196267_68475_6687656_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Yaşam öyküsünü özetleyerek aktarmaya çalıştığım Türk tiyatro ve sinemasının unutulmaz, dev oyuncusu Münir Özkul, oynadığı rollerle bugün yaşayan bütün kuşakları derinden etkilemiştir. Herkes onda biraz kendini bulmuştur. Her rolünde kendinden bir şeyler vardır. İşte bu yüzden ölümsüzdür ve çok seviliyordur. Sanıyorum en fazla Ferhan Şensoy, Kemal Sunal, Müjdat Gezen, Tarık Akan, Şener Şen ve eşi Umman hanımın çabalarıyla gerçekleşen 55. Sanat Yılı'nda sinema ve tiyatronun bir çok ismi onun yanındaydı. Başına çiçeklerden taç taktıklarında ve plaketler verilirken o mutluluktan için için ağlıyordu. 55 yılda onca filmde, tiyatro oyununda oynamasına karşın ev bile alamazken, sadece ev almasına yetecek miktarda para toplanmasının ötesinde, bu büyük oyuncuya saygı ve vefa borcu yerine getiriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Belleğimde küçük bir anı: Ecevit'in 1980'den önce o ünlü Taksim mitingini anımsıyorum, Demirel’in "gitme, gidersen seni vuracaklar" dediği miting. Taksim alanı tıklım tıklım. Herkes didik didik aranıyor. Tam bir meydan okuma yaşanıyor alanda. Meraktan olacak ben de oradaydım. Turan Güneş, Ecevit'in şiirinden bestelenen Uyum şarkısına kürsüdeki mikrofondan eşlik ediyor. "Toprağa buğday,/ buğdaya başak ne güzel uymuş". Ecevit bekleniyor. Bir ara yanımda Münir Özkul'u görüyorum. Elinden tuttuğu küçük bir çocuk var yanında. Belki de o sıralar on-oniki yaşlarında olan küçük kızıydı. Onu görünce çok mutlu olduğumu anımsıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;"Sanata ve biz sevenlerine, sinema-tiyatro izleyicilerine bir ömür harcayan Münir Özkul için, perde henüz kapanmamıştır ve dileriz daha yıllarca kapanmasın."&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-1141823644530427939?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/1141823644530427939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/munir-ozkul-sahnede-bir-omur.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1141823644530427939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1141823644530427939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2010/01/munir-ozkul-sahnede-bir-omur.html' title='MÜNİR ÖZKUL: Sahnede Bir Ömür'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sz_skVEQy4I/AAAAAAAAAU4/PbbJGDa3pNg/s72-c/m%C3%B6zkull2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-3704084952524309975</id><published>2009-12-21T18:45:00.001-08:00</published><updated>2009-12-21T19:13:42.298-08:00</updated><title type='text'>Sararmış, silinmiş film karelerinde, sepya fotoğraflarda unutulmaz yüzler, unutulmaz isimler...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA5QSpmbLI/AAAAAAAAATw/4A66rpCA1eQ/s1600-h/c2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA5QSpmbLI/AAAAAAAAATw/4A66rpCA1eQ/s320/c2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sararmış, silinmiş film karelerinde, sepya fotoğraflarda unutulmaz yüzler, unutulmaz isimler... Cahide Sonku, Yıldırım Önal, Ahmet Tarık Tekçe, Cahit Irgat, Salih Tozan, Hulusi Kentmen, Münir Özkul, Adile Naşit, Ferda Ferdağ, Özcan Özgür... Beyoğlu biraz da Yeşilçam demektir. Sınıf atlama düşleriyle, artist olma umuduyla evlerinden, ailelerinden uzaklaşanlar soluğu Beyoğlu'nda alırdı bir zamanlar. (Sahi şimdilerde de böyle şeyler oluyor mu?) Yeşilçam'ın büyülü dünyası onları da etkilemiştir çünkü. Fakat gerçek hayatla filmlerde gördüklerinin aynı hayatlar olmadığını anlamaları uzun sürmez. Yeşilçam'ın melodramlarında gördüklerini yaşamak isteyenler için asıl dram işte o zaman başlar. Çoğu umduğunu bulamaz, düş kırıklıkları ve büyük acılar yaşar. Kimi o fırsatı yakalamış, isimleri, yüzleri ve hayatları unutulmazlar arasına girmiştir, fakat mutsuz yaşamış, mutsuz ayrılmışlardır aramızdan. ‘Kardeşim benim’ duyarlılığını, kişiliksiz ucubeler olmaktansa yalnızlaşmayı, yoksullaşmayı, acıları göze alma cesaretini, onurlu bir hayat sürebilme seçimini birçoğumuz bu insanlardan öğrenmişizdir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sararmış, silinmiş film karelerinde, sepya fotoğraflarda unutulmaz yüzler, unutulmaz isimler... Yılmaz Güney, Yavuzer Çetinkaya, Yaman Okay, Yadigar Ejder, Suphi Kaner, Cevat Kurtuluş, Aliye Rona, Nubar Terziyan, Danyal Topatan, Bilal İnci, Kenan Pars...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Cinayet insanı olmaktansa cinnet insanı olmayı seçmiş insanlar... Kaçımız çöplükleri karıştıran ya da soğuk bir kış günü bir köşede yarı çıplak uyuyakalmış (belki de ölmüş) berduşların hayatını merak etmiş, araştırmıştır. Neler yaşamış, neden böyle bir karşı duruşu (evet, bir çoğu için -bilinçleri oranında- bu bir tavır, bir karşı duruştur) seçmişlerdir. Bir berduş nerede, nasıl ölür; cenazesi kimler tarafından, nereye ve nasıl kaldırılır? Bir sanatçı (zaten kendine sürgünken) neden Büyükada'da bir mağarada yaşamayı seçer? Neden insanlar onları anlamaya çalışmak, seçimlerine saygı duymak yerine, kendi çıkarları için onlara zarar vermeye kalkarlar? İnsanlar birbirlerini neden bu kadar rahat kırabiliyorlar? Hayat, erdem, aşk yorgunu, kırgını insanlar ruh uyuşmazlığı içinde daha kaç yüzyıl acı çekecekler?&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA0gJiRHZI/AAAAAAAAATA/7MLkTOqFul0/s1600-h/nk.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA0gJiRHZI/AAAAAAAAATA/7MLkTOqFul0/s200/nk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA1fj00NBI/AAAAAAAAATQ/ye_JSeoPmcY/s1600-h/yildirim+onal.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA1fj00NBI/AAAAAAAAATQ/ye_JSeoPmcY/s320/yildirim+onal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Taksim'den İstiklal Caddesi'ne doğru yürümeye başladığımda nedense hep Cahide Sonku, Yıldırım Önal ve beyaz kefenleri içinde protestosunu haykıran Ferda Ferdağ gelir aklıma; bir de oturacak kiralık ev bile bulamayan Özcan Özgür. Cahide Sonku bataklıkta gül olmayı seçmişti seçmesine fakat bizler beter bataklıklardık. O Beyoğlu'nun arka sokaklarında, salaş meyhanelerinde ulaşması mümkün bir çok lüksü reddederek alkolde dostluk arıyordu. Kader ve cinnet arkadaşlarıyla yaşadığı dramı, o günün Yeşilçam starlarından kaçını ilgilendirmişti? Daha sonra aynı dramı yaşayanlar onu hatırladıkça neler hissetmişlerdi? Kimi anılarını dinledikçe bugün bile bizlere çok önemli hayat dersleri verdiğini düşünüyorum. Cahide Sonku cinnetini en çok başkalarıyla olduğunda mı yaşıyordu? Ya Yıldırım Önal... "Stella, Stella..." diyen sesi bugün bile kaç kuşağın kulaklarında. Belki de yaşadığı varoluş sancısı, yaratıcı acı nedeniyle hayatla bir türlü uzlaşmayan, belki de bu yüzden sık sık alkol komalarına giren Yıldırım Önal, bir çekim sırasında fotoğraf çektirmek istemediği için gazetecilerden kaçar. Bu kaçışın nedenini soran gazeteciye, "Ben gazetecilere küskünüm arkadaş... Çöp bidonuna düştüğüm gün, hemen ayaklarımın resmini çekip 'sarhoş' diye yazdılar. Gözümün birini kaybettim, 'Moşe Dayan' diye alay ettiler. Tımarhaneye tedavi için yattım, bu defa da 'deli' dediler. Hiçbiri benden bir aktör, bir Yıldırım Önal olarak söz etmedi. Söyle, korkmadan söyle arkadaş, haklı değil miyim?.." yanıtını verir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA2RBAiPQI/AAAAAAAAATY/Ae9EYu6bkM0/s1600-h/hussoloji_02_01_01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA2RBAiPQI/AAAAAAAAATY/Ae9EYu6bkM0/s320/hussoloji_02_01_01.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Galatasaray Lisesi mezunu olan Ahmet Tarık Tekçe, Yankesici Kız filminin galasına giderken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeder. Üçyüzden fazla filmde oynayan Tekçe için "Kitapsız ilim, Ahmet Tarık Tekçe'siz film olmaz" diye tekerlemeler üretilmiştir. Yeşilçam'ın sevimli güldürü oyuncusu Suphi Kaner otuz yaşında intihar ederek ölür. Daha önceleri dört kez intihar girişiminde bulunan Suphi Kaner de dostluğu alkolde arıyordu. Bir sinema dergisine şöyle bir ilan verir: "Sayın seyircilerim ve meslektaşlarım... 24.11.1961 tarihinden itibaren, on yıldan beri devamlı olarak içtiğim içkiyi, gerek sıhhatim ve gerekse dostlarıma karşı davranışlarımın anormalleşmesi bakımından bıraktım... Bundan böyle, her kim beni içki içerken veya içkili görürse kendilerine tarafımdan 1000 TL’si ödenecektir. Hürmetlerimle" Fakat sözünde duramaz, içki içmeyi sürdürür. Bunun üzerine Prodüktörler Cemiyeti bir yazı yayınlayarak Suphi Kaner'i boykot eder. Bir süre sonra da “üç tüp Nembutal adlı hapları yutup, yaşamına son verecekti. Ve ünlü komedyen 30 yaşındaydı. Gerçekten Kaner'in intiharına neden, yalnızca Prodüktörler Cemiyeti'nin bu boykot kararı mıydı? Ya da tutsağı olduğu alkol müydü?” &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA21J71JJI/AAAAAAAAATg/x0PyijXOa50/s1600-h/cicikatibem.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA21J71JJI/AAAAAAAAATg/x0PyijXOa50/s320/cicikatibem.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;40 yıl varolma, ayakta kalabilme savaşı verir Ferda Ferdağ. Yeşilçam onu çok çabuk hırpalamış, oynadığı üç başrolden sonra figüranlığa indirmişti. “25 yaşından sonra anne, teyze, nine, hala” rollerini uygun görmüşlerdi. Ferda Ferdağ, kırgın ve öfkeliydi. On üç yaşında Tepebaşı Şehir Tiyatroları'na Kül Kedisi Sindrella'nın provalarına kadrolu girmiş, on dört yaşında Yeşilçam'ı keşfetmişti. Ne umutlarla, fakat hep hayal kırıklıklarıyla, acılarla ve yalnızlıklarla geçen otuz beş-kırk yıl... Sonunda annesinin altın bileziği, oğlunun yardımları ve yan oyunculukla beş yıllık borç farkını tamamlayarak emekli olur. Emekli olduktan sonra yapımcı ve yönetmenlere kendini hatırlatmak amacıyla bir gece düzenler. “35 yıl 109 gün Türk Sinema ve Tiyatrosu'na gönül verip emekli oldum. Onurlandırmanızı rica ediyorum. 19 Haziran 1987 Cuma günü saat 17.00-19.00 Perapalas Oryent Ekspres barda.” yazılı bir davetiye dağıtır. Nerede ve ne zaman davet ettiğini hatırlayamadığı bir avukat ve Gazanfer Özcan ailesinin “STR adına nefis çiçekleri” gelir yalnızca. “Haram olsun İstanbul... Bütün paralarım zemin katlarına, o akmayan sularına, jeton yutan telefonlarına, yanmayan kaloriferlerine, ikide bir kesilen elektriklerine, ayakta duracak yer bulamadığım otobüslerine, kolibasilli denizlerine gitti. Bir kere daha haram olsun İstanbul...” Sinema, tiyatro, müzik... 1971 yılında sahneye de çıkar Ferda Ferdağ, iki yıl sürdürür şarkıcılığı. Altın Kalemler dergisinde Ergun Arpaçay şunları yazar: “Yeşilçam'da bir yorgun savaşçı var. Kameraların önünden kırgın ayrılan bu yorgun savaşçı Ferda Ferdağ'dır. Çevirdiği son filminin bir planlık sahnesini tamamlayarak setten ayrılan Ferda Ferdağ buruktur, üzgündür, kırgındır. Ferda Yeşilçam'daki mücadelesini kaybetmiştir, ama sanat gücünü, sanat aşkını yitirmemiştir. Zira yıldızlar gökyüzünden düşse bile onların unutulmayacaklarını bilmektedir. (...) Mağluplar da alkışlanır. Ferda Yeşilçam'da yenilmiştir, ama yıkılmamıştır.” &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA3-YRPUUI/AAAAAAAAATo/19wIJTIdgUE/s1600-h/big_14976606_gdy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA3-YRPUUI/AAAAAAAAATo/19wIJTIdgUE/s320/big_14976606_gdy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kardeşim Benim filminin unutulmaz oyuncusu Özcan Özgür, 1991 yılının Mayısı'nda Ferda Ferdağ'a "Ah kiralık bir ev istiyorum" der. Cezmi Ersöz'e "kiralar ne kadar?" diye sorar. "Acele kiralık eve ihtiyacım var". Kiraları öğrenince de "ev sahiplerinde hiç insaf kalmamış" der. Oturacak kiralık ev bile bulamaz. Bulduğu kırık dökük evlerden çıkarılır. Son yıllarında hastalanır, bacakları tutmaz. Son günlerini tekerlekli sandalyede geçirir. Kardeşim Benim filminin unutulmaz oyuncusu Özcan Özgür, acılı ve kırgın yüreğiyle hep yalnızdır ve öyle de ayrılır aramızdan.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sararmış, silinmiş film karelerinde, sepya fotoğraflarda unutulmaz yüzler, unutulmaz isimler... Tuncel Kurtiz, Osman Alyanak, Muhterem Nur, Vahi Öz, Sadri Alışık, Ekrem Bora, Aziz Basmacı, Mualla Sürer, Sevda Ferdağ, Hüseyin Baradan, Kadir Savun, Hüseyin Zan, Pervin Par, Asım Nipton, Baki Tamer, Ahmet Mekin, Eşref Kolçak, Turgut Özatay, Hüseyin Peyda, İhsan Yüce, Reha Yurdakul, Atıf Kaptan, Süheyl Eğriboz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Hiç unutulmayacaklar!..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-3704084952524309975?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/3704084952524309975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/sararms-silinmis-film-karelerinde-sepya_21.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3704084952524309975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3704084952524309975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/sararms-silinmis-film-karelerinde-sepya_21.html' title='Sararmış, silinmiş film karelerinde, sepya fotoğraflarda unutulmaz yüzler, unutulmaz isimler...'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SzA5QSpmbLI/AAAAAAAAATw/4A66rpCA1eQ/s72-c/c2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2380929135656584559</id><published>2009-12-19T15:00:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T15:01:51.973-08:00</updated><title type='text'>ZEKİ ÖKTEN İÇİN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1a49Kk-QI/AAAAAAAAASQ/Lc1gy947L8U/s1600-h/Zeki_Okten_II_by_ozgurcanakbas.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1a49Kk-QI/AAAAAAAAASQ/Lc1gy947L8U/s320/Zeki_Okten_II_by_ozgurcanakbas.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;ZEKİ ÖKTEN İÇİN&lt;br /&gt;21 Aralık 2009 Pazartesi Günü, Saat: 10.30’da &lt;br /&gt;Beyoğlu Sineması’nda Anma Töreni Yapılacaktır.&lt;br /&gt;Öğle Namazı Ardından Teşvikiye Camiinden, Zincirlikuyu&lt;br /&gt;Mezarlığına Defnedilecektir.&lt;/h3&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1bVjgRLBI/AAAAAAAAASg/RUOH2Xe9B1I/s1600-h/zekiokten2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1bVjgRLBI/AAAAAAAAASg/RUOH2Xe9B1I/s320/zekiokten2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2380929135656584559?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2380929135656584559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/zeki-okten-icin.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2380929135656584559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2380929135656584559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/zeki-okten-icin.html' title='ZEKİ ÖKTEN İÇİN'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1a49Kk-QI/AAAAAAAAASQ/Lc1gy947L8U/s72-c/Zeki_Okten_II_by_ozgurcanakbas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-8380651273185693356</id><published>2009-12-19T14:56:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T15:08:13.296-08:00</updated><title type='text'>ZEKİ ÖKTEN'İ KAYBETTİK... "GÜLE GÜLE" USTA...</title><content type='html'>Zeki ÖKTEN&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Yy7z02NI/AAAAAAAAARI/XYxQ7urNPvg/s1600-h/Zeki_Okten.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Yy7z02NI/AAAAAAAAARI/XYxQ7urNPvg/s400/Zeki_Okten.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;4 Ağustos 1941 İstanbul doğumlu Zeki Ökten Haydarpaşa Lisesi mezunudur. Öğrencilik yıllarında tiyatro çalışmalarına başlar. Bir süre amatör tiyatroculuk yaptıktan sonra, yönetmen yardımcılığı ile sinemaya 1960 yılında girdi. Ve 1961 yılında bu düşünü gerçekleştirip, Nişan Hançer'in yönettiği "Acı Zeytin" filminde yönetmen yardımcılığı yaparak Yeşilçam'a ilk adımlarını atar. Lütfi. Ö. Akad, Halit Refiğ, Memduh Ün ve ağırlıklı olarak Atıf Yılmaz, yönetmen yardımcılığı yaptığı ustalarıdır. Ökten, 1963'de ilk filmini çeker. Adı "Ölüm Tuzağı"dır. Ne var ki bu ilk deneme bir "Zeki Ökten filmi" olmadığı gibi hazır da değildir. Ve dönemin koşulları içinde bu "ilk film" sıradanlığı aşamaz. Birkaç yıllık birikimi de henüz yeterli değildir. Zeki Ökten ancak daha sonraki yıllarda ustalığını kanıtlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ökten, sinema yaşamının "unutulmuş" ya da "dışlanmış" bir filmi olarak kalan bu ilk denemesinin ardından, asistanlığını sürdürmek zorundadır. Dokuz yıl süren ikinci asistanlık döneminden sonra 1972'de çevirdiği "Kadın Yapar"la tekrar yönetmenliğe döner ve bu kez dikkati çeker. Arada birkaç piyasa işi ısmarlama filme imza atsa da 1973'te yönettiği "Bir Demet Menekşe", Zeki Ökten'in küçük bir "çıkış filmidir". Bu başarıda senaryocu olarak Selim İleri'nin de katkısı inkâr edilemez. Yalın ve duyarlı bir aşk öyküsü üzerine kurulu film, bazı yönleriyle eleştiriler alsa da akıcı anlatımı ve içerdiği toplumsal bakış açısıyla yeni bir yönetmenin gelişini müjdelemiştir. Özellikle de film karelerine geçen duyarlılık, Zeki Ökten sinemasının gelecekteki "ip uçları"ndan birini oluşturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Y9Jq-lhI/AAAAAAAAARQ/wv9P1Wep81g/s1600-h/zekiokten.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Y9Jq-lhI/AAAAAAAAARQ/wv9P1Wep81g/s320/zekiokten.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Osman F. Seden, Memduh Ün ve Halit Refiğ kuşağından sonra gelen "ikinci yeni kuşak sinemacıları"ndan biridir Zeki Ökten. Dönemin koşullarına teslim olmadan, kendini yenileyerek bu doğrultuda dikkatli bir iz sürmektir amacı. "Askerin Dönüşü" (1974), "Sürü" (1978), "Düşman" (1979) gibi filmlerinde gerçekçi bir bakış açısını benimserken, Kemal Sunal'ın oyuncu olarak yer aldığı "Kapıcılar Kralı" (1976), "Çöpçüler Kralı" (1977), "Faize Hücum" (1982) gibi filmlerinde sosyal eleştiriyi güldürü formatına başarıyla yerleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZFiBWArI/AAAAAAAAARY/hNXqEPQQv9U/s1600-h/2301_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZFiBWArI/AAAAAAAAARY/hNXqEPQQv9U/s320/2301_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;"Kapıcılar Kralı" ve "Çöpçüler Kralı" gibi Kemal Sunal güldürüleri, ilk tahlilde popülizme dayalı deneyler olarak görülse de her iki film, içten içe toplumsal bir yaşam biçiminin izlerini taşır. Anlattığı bizden insanların öyküleridir. Bu toplumsal güldürülerle ağırdan ağıra bir yol alsa da bir gün hedefi 12'den vuracaktır. İşte "Sürü" hedefe atılan ilk yaman kurşundur. Gerçekten "Sürü", yalnızca Zeki Ökten'in değil, Türk Sineması tarihinin de "başyapıt"larından biridir. Bir deli nehir gibi akan senaryosunu Yılmaz Güney yazmıştır, ama yaratıcısı da Zeki Ökten'dir. "Sürü", genel yapısı içinde bir ekip çalışmasıyla da sinemamızın ilginç örneklerinden biri sayılır. Ama altı çizilmesi gereken temel başarısı "Sürü"nün ulusal kaynaklardan yola çıkıp, evrensel bir boyut kazanmasıdır. Yurtdışında da dikkat çeken bu filmle birçok önemli uluslararası festivale katılır ve toplam 11 ödül alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeki Ökten, Yılmaz Güney işbirliği sonucu sinema yaşamının en verimli dönemine girer. Ve Güney'in senaryosundan çektiği "Düşman" da bu birlikteliğin ikinci büyük başarısıdır. Yurtdışında ada ilgi gören "Düşman" bir "nehir roman" gibidir. Ecran dergisi yazarı Fransız eleştirmen Marcel Martin'e göre, "belgesel çekimlerin ve mizansenlerin güçlülüğü nedeniyle müthiş bir yapıt ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZOzIzGfI/AAAAAAAAARg/bnh98ES6e-k/s1600-h/SURU-BIR-YILMAZ-GUNEY-FILMI-AMBALAJINDA__16845788_0.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZOzIzGfI/AAAAAAAAARg/bnh98ES6e-k/s320/SURU-BIR-YILMAZ-GUNEY-FILMI-AMBALAJINDA__16845788_0.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bu ortak çalışmaların ardından, Zeki Ökten başarılarını bu kez bağımsız bir yönetmen olarak sürdürür: 1982'de "Faize Hücum"la, 1984'te "Pehlivan"la... "Sürü" ve "Düşman"da olduğu gibi bu iki filminde de kullandığı insan malzemesini, bir "yok oluş" ya da bir "tükeniş" teması üzerine kurduğu görülür. "Faize Hücum"la (1982) Antalya Film Festivali'nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini alır. "Pehlivan"la birçok uluslararası ödülün yanı sıra, İstanbul Film Festivali'nin Üstün Başarı Ödülü'nü kazanır. 1988 yılında yaptığı "Düttürü Dünya"dan sonra yönetmenliğe ara verir. 1995'te çektiği kısa öykülü filmi "Hep Aynı"da ise iki kuşağın çatıştığı aile yaşamını ilginç gözlemlerle sergilerken, yeni bir başarıya daha imzasını atar. İddiasız, ama bir yaşam gerçeğiyle bütünleşen içtenlikli bir küçük denemedir "Hep Aynı". Zeki Ökten'in de yaşam gerçeği, "hep alçakgönüllü" olmak değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli aralıklarla, soluk alarak, dinlenerek ve seçmeci bir tavırla sinema yaşamını sürdüren Ökten'in yine içsel dünyaları kendine özgü bir duyarlılıkla sergilediği "Güle Güle" (1999) ve "Gülüm" (2002), son dönem filmleridir şimdilik, ve "son tahlil"de şu bir gerçektir ki: Zeki Ökten, yıllardır alıştığımız demagog yönetmenlerden değildir. Medyatik ise hiç değildir... Yaptığı bunca olumlu işe karşılık öne çıkmaktan kaçınan, içe kapanık dünyasıyla suskun, ama yalnızca filmleriyle konuşan bir yönetmendir o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZYxKkUsI/AAAAAAAAARo/nsbu-yrLMTs/s1600-h/askerindonusuposterpu0.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZYxKkUsI/AAAAAAAAARo/nsbu-yrLMTs/s320/askerindonusuposterpu0.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;YÖNETMEN FİLMOGRAFİSİ&lt;br /&gt;Ölüm Pazarı - 1963&lt;br /&gt;Kadın Yapar - 1972&lt;br /&gt;Kırık Hayat - 1972&lt;br /&gt;Ağrı Dağı'nın Gazabı - 1973&lt;br /&gt;Bir Demet Menekşe - 1973&lt;br /&gt;Bitirim Kardeşler - 1973&lt;br /&gt;Bitirimler Sosyetede - 1973&lt;br /&gt;Vurgun - 1973&lt;br /&gt;Askerin Dönüşü - 1974&lt;br /&gt;Boşver Arkadaş - 1974&lt;br /&gt;Hasret - 1974&lt;br /&gt;Hanzo - 1975&lt;br /&gt;Kaynanalar - 1975&lt;br /&gt;Pisi Pisi - 1975&lt;br /&gt;Şaşkın Damat - 1975&lt;br /&gt;Kapıcılar Kralı - 1976&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Zd5PiNcI/AAAAAAAAARw/DWOlK0TUBJM/s1600-h/dutturu.dunya.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Zd5PiNcI/AAAAAAAAARw/DWOlK0TUBJM/s320/dutturu.dunya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ne Umduk Ne Bulduk - 1976&lt;br /&gt;Çöpçüler Kralı - 1977&lt;br /&gt;Sevgili Dayım - 1977&lt;br /&gt;Sürü - 1978&lt;br /&gt;Düşman - 1979&lt;br /&gt;Faize Hücum - 1982&lt;br /&gt;Pehlivan - 1984&lt;br /&gt;Davacı - 1986&lt;br /&gt;Ses - 1986&lt;br /&gt;Yoksul - 1986&lt;br /&gt;Düttürü Dünya - 1988&lt;br /&gt;Saygılar Bizden - 1993 .... Televizyon Filmi&lt;br /&gt;Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey - 1995 .... Televizyon Filmi&lt;br /&gt;Güle Güle - 1999&lt;br /&gt;Gülüm - 2002&lt;br /&gt;Çinliler Geliyor - 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZpvTsXqI/AAAAAAAAAR4/vS6QYr9M9WA/s1600-h/SES-TARIK-AKAN-ZEKI-OKTEN-AMBALAJINDA__17927670_0.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1ZpvTsXqI/AAAAAAAAAR4/vS6QYr9M9WA/s320/SES-TARIK-AKAN-ZEKI-OKTEN-AMBALAJINDA__17927670_0.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;SENARİST FİLMOGRAFİSİ&lt;br /&gt;Kaynanalar - 1975&lt;br /&gt;Pisi Pisi - 1975&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİĞER FİLMOGRAFİSİ&lt;br /&gt;Balalayka - 2000 .... Senaryo Danışmanı&lt;br /&gt;Düşman - 1979 .... Kurgu&lt;br /&gt;Kimlik - 1988 .... Oyuncu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDÜLLERİ&lt;br /&gt;Türk Filmleri Yarışması'nda Belediye Özel Armağanı - 1961&lt;br /&gt;Kapıcılar Kralı - 14. Antalya Film Şenliği, En İyi Yönetmen. 1977&lt;br /&gt;Düşman - Berlin Film Şenliği'nde iki özel ödül kazandı. 1980&lt;br /&gt;Faize Hücum - 20. Antalya Film Şenliği, En İyi Yönetmen. 1983&lt;br /&gt;Sinema Dalında 2000 Yılının Başarılı İletişimcisi ödülünü aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Zxj_wBVI/AAAAAAAAASA/_JkRtBPOq6w/s1600-h/gulegulevx8.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Zxj_wBVI/AAAAAAAAASA/_JkRtBPOq6w/s320/gulegulevx8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/z/zekiokten.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1cLnm8nTI/AAAAAAAAASo/NzUK1-L5l5E/s1600-h/resize.php.jpeg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1cLnm8nTI/AAAAAAAAASo/NzUK1-L5l5E/s320/resize.php.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-8380651273185693356?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/8380651273185693356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/zeki-okteni-kaybettik-gule-gule-usta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8380651273185693356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8380651273185693356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/zeki-okteni-kaybettik-gule-gule-usta.html' title='ZEKİ ÖKTEN&apos;İ KAYBETTİK... &quot;GÜLE GÜLE&quot; USTA...'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sy1Yy7z02NI/AAAAAAAAARI/XYxQ7urNPvg/s72-c/Zeki_Okten.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2036400446244382661</id><published>2009-12-10T23:01:00.001-08:00</published><updated>2009-12-10T23:23:21.774-08:00</updated><title type='text'>Adile Naşit: En çok Hafize Ana</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:Times;	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-language:EN-US;}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Adam dünyada hiçbir şeyden zevk almadığı, hiçbir şeye gülemediği şikayetiyle doktora gider. Doktor çeşitli önerilerde bulunur. Fakat adam bunların hepsini denediğini yine de bir sonuç alamadığını söyler. Doktor bu kez şehirde temsiller veren sirke gitmesini ve oradaki palyaçoyu seyretmesini salık verir; "O palyaçoyu seyret, mutlaka neşelenip güleceksin. O’nun dünyada güldüremeyeceği insan yoktur" diyerek. Adamın buna yanıtıysa şöyledir: "Ne diyorsunuz doktor! O bahsettiğiniz palyaço benim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyVVDgFSI/AAAAAAAAAQg/zLUSxsffAYs/s1600-h/2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyVVDgFSI/AAAAAAAAAQg/zLUSxsffAYs/s200/2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;75 yılında Ses dergisinde Adile Naşit’le ilgili bir haber bu fıkrayla başlıyordu. Haber Darülaceze Çocuk Yurdu’ndaki çocukları ziyaret eden Adile Naşit’in çocuk özlemini ve kimsesiz bir çocuk edinmeyi düşündüğünü söylemesiyle ilgiliydi. Çünkü Adile Naşit çok sevdiği oğlu Ahmet’i 16 yaşında yakalandığı bir hastalık nedeniyle kaybetmişti. İçindeki çocuk özlemi ve acısı hiçbir zaman dinmez. Onun her gece televizyon ekranından masallarıyla büyüttüğü ‘kuzucukları’ bugün yirmili yaşlardalar. Filmlerindeki şen kahkahaları ise bugün yaşayan bütün kuşakların kulaklarında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHycz30BMI/AAAAAAAAAQo/rhZxTgcR-1s/s1600-h/adile-nasit-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHycz30BMI/AAAAAAAAAQo/rhZxTgcR-1s/s200/adile-nasit-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Babası&amp;nbsp; Komik Naşit Bey, bizim yetişemediğimiz yıllarda Direklerarası’nda izleyenleri yıllarca nasıl güldürdüyse, Adile Naşit de bizi yıllarca filmlerindeki neşeli karakterleriyle güldürdü, zaman zaman hüzünlendirdi. O fıkra, Adile Naşit’in babası Komik-i Şehir Naşit Bey’i de iyi anlatmaktadır aslında. Ömrünü tiyatroya, insanları güldürmeye adamış ünlü Komik Naşit Bey, son yıllarını yokluklar, yoksulluklar arasında geçirmiştir. Öldüğünde ise yoksulluk ve birikmiş epeyce borcu kalıyor miras olarak, çocukları Selim Naşit ve Adile Naşit’e. Bir de tabii ki sanatı… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;16 Haziran 1930 yılında doğan Adile Naşit’in annesi de, dönemin ünlü kanto yıldızlarından Amelya Hanım’dır. Adile Naşit, ailesine katkıda bulunmak için on üç yaşında bir bayrak atölyesinde çalışmak zorunda kalır. O yıllarda tanıştığı Necdet Mahfi Ayral, O’nu Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümüne aldırır. Tiyatrocu bir ailede, tiyatro ortamına doğan ve çocukluğu Şehzadebaşı’nda, Direklerarası’nda geçen Adile Naşit’in, ömrünün sonuna kadar sürecek sanat yaşamı böyle başlar. 1944 yılıdır; figüran olarak yeraldığı oyunda, bir gün oyunculardan biri hastalanınca onun yerine anne rolünde çıkar sahneye. On dört yaşındadır bu önemli ilk rolünde ve makyajla yaşlandırırlar. Yıllar sonra Muammer Karaca Tiyatrosu’nda "Masif İskemle" adlı oyunu oynuyorlardır. Artık yirmi beş yaşındadır fakat yine yaşlı bir kadını, Gülriz Sururi’nin 65 yaşındaki annesi rolünü oynuyordur. Oyunu izleyen Anadolu Film’in sahibinden film teklifi alır. Ertesi gün görüşmeye gittiğinde kapıyı açan ve "kimi aradınız" diye soran Hüseyin Peyda’ya, "Film için gelmiştim, beni çağırtmışsınız" der. Yanıt "Bir yanlışlık olacak biz sizi değil, oyundaki 65 yaşındaki kadını çağırdık" olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyo6doJFI/AAAAAAAAAQw/W08FUVn60GQ/s1600-h/111208adile24491067ra8.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyo6doJFI/AAAAAAAAAQw/W08FUVn60GQ/s200/111208adile24491067ra8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Şehir Tiyatrosu’na girdiği günlerde, yaz tatillerinde Halide Pişkin’le tiyatro çalışmaları yaparlar. 1946 yılında Muammer Karaca Tiyatrosu’na girer. "Sahne yaşamındaki gücünü, yeteneğini on altı yıl çalıştığı bu tiyatroda ortaya koyar." Arada Aziz Basmacı ve Vahi Öz’le tiyatro topluluğu kurup çalışmalar yaparlar. 1950 yılında, tiyatro oyuncusu Ziya Keskiner’le evlenir. 15 Ağustos 1951’de doğan çocukları Ahmet 16 Haziran 1966’da yaşama veda eder. Daha sonra, yıllarca Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nda sürdürür oyunculuğunu Adile Naşit. 1962 yılından 1974 yılına kadar sürer bu çalışma. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1975 yılından itibaren hayatının sonuna kadar sürecek yeni bir perde açılıyordur Adile Naşit’in önünde: Beyaz perde. İlk kez 1947 yılına tanışmıştır aslında sinemayla; Seyfi Havaeri’nin yönettiği, Hadi Ün, Şükriye Atav ve Handan Adalı ile oynadıkları "Yara" filmiyle. Ara verdiği sinemaya, 1970’lerin hemen başında "Beyoğlu Güzeli", "Canım Kardeşim", "Oh Olsun" gibi Ertem Eğilmez filmleriyle dönüş yapan Adile Naşit, 1975 yılında on dört filmde oynar. Uğur Dündar ve Hülya Koçyiğit’le oynadıkları "İşte Hayat" (Atıf Yılmaz 1975) filmindeki başarılı oyunu ile Antalya Film Festivali’nde En Başarılı Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyzaSUwUI/AAAAAAAAAQ4/UPizMdkqoWw/s1600-h/3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyzaSUwUI/AAAAAAAAAQ4/UPizMdkqoWw/s200/3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Asıl çıkışını, yine Ertem Eğilmez filmleri olan "Hababam Sınıfı" (1974) ve "Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı" (1975) filmlerindeki Hafize Ana rolüyle ve Ergin Orbey’in yönettiği "Bizim Aile" filmindeki anne rolüyle yapar. Hababam Sınıfı serileri "Hababam Sınıfı Uyanıyor" (1976), "Hababam Sınıfı Tatilde" (1977), "Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor" (1978) ve "Hababam Sınıfı Güle Güle" (1981) ile devam eder. "Bizim Aile" ile başlayan yufka yürekli fedakar anne rolleri "Aile Şerefi" (Orhan Aksoy, 1976), "Gülen Gözler" (Ertem Eğilmez, 1977), "Neşeli Günler" (Orhan Aksoy1978) gibi filmlerle sürer. Ardından Kartal Tibet’in yönettiği "Gırgıriye" ve "Gırgıriye’de Şenlik Var" (1981) gelir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Bütün bu filmlerde, Münir Özkul’la mükemmel bir ikili oluştururlar. Filmlerdeki diğer rol arkadaşları da sinemanın son çeyrek yüzyılına damgasını vurmuş unutulmaz oyunculardır: Şener Şen, Tarık Akan, Müjde Ar, Ayşen Gruda, Kemal Sunal, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Şevket Altuğ…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHzAxYsg3I/AAAAAAAAARA/48ChfuE5iMY/s1600-h/resim004.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHzAxYsg3I/AAAAAAAAARA/48ChfuE5iMY/s200/resim004.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Adile Naşit’in sinema serüveni unutulmaz filmlerdeki unutulmaz rolleriyle devam eder. Bunlardan bazıları: "Hanzo", "Tosun Paşa", "Süt Kardeşler", "Şabanoğlu Şaban", "Kibar Feyzo", "Sultan", "Erkek Güzeli Sefil Bilo", "Davaro", "Şaşkın Ördek", "Namuslu"…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;"Hisseli Harikalar Kumpanyası", "Neşe-i Huhabbet", "Şen Sazın Bülbülleri" ve "Yedi Kocalı Hürmüz" gibi müzikallerde rol alan Adile Naşit, TRT’de (1981) "Uykudan Önce" adlı programda çok sevdiği minik yavrularına, çocuklara masallar anlatır. "Kuzucuklarım" diye seslendiği ve şen kahkahasıyla teker teker isimlerini sıraladığı çocuklar, onun masallarını dinlemeden uyumaz o günlerde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Deniz, Zeynep, Barış, Hülya, Cem, Filiz, Tuna, Ayşe… Bütün kuzucuklarının çok sevdiği Adile Teyze, 11 aralık 1987’de ayrılır aramızdan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;Oyuncu olarak yer aldığı filmler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;1947: Yara, 1950: Lüküs Hayat, 1957: Kahpe Kurşun, 1959: Abbas Yolcu, 1970: Vur Patlasın Çal Oynasın, 1972: Sev Kardeşim, 1973: Oh Olsun, Canım Kardeşim, 1974: Salak Milyoner, Aç Gözünü Mehmet, Hasret, Yüz Liraya Evlenilmez, Mavi Boncuk, 1975: Gece Kuşu Zehra, Minik Cadı, Ah Nerede, Çapkın Hırsız, Delisin, Hanzo, İşte Hayat, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hababam Sınıfı, Bitirimler Sınıfı, Şehvet Kurbanı Şevket, Plaj Horozu, Haydi Gençlik Hop Hop, Pembe Panter, Sevgili Halam, Televizyon Çocuğu, Bizim Aile/Merhaba, 1976: Süt Kardeşler, Ne Umduk Ne Bulduk, Gel Barışalım, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Ah Dede Vah Dede, Aile Şerefi, Tosun Paşa, 1977: Hababam Sınıfı Tatilde, Şabanoğlu Şaban, Sakar Şakir, Gülen Gözler, 1978: Kibar Feyzo, Sultan, Neşeli Günler, Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor, 1979: Köşe Kapmaca, N'olacak Şimdi, Vah Başımıza Gelenler, Doktor, Erkek Güzeli Sefil Bilo, Gelinciklerim, 1980: İbişo, Renkli Dünya, Huzurum Kalmadı, Beş Parasız Adam, 1981: Davaro, Gırgıriye, Gırgıriyede Şenlik Var, Şaka Yapma, Bizim Sokak, Hababam Sınıfı Güle Güle, Şabancık, Deliler Koğuşu, 1982: Dolap Beygiri, Talih Kuşu, Görgüsüzler, Buyurun Cümbüşe, Adile Teyze, Şıngırdak Şadiye, 1983: Şaşkın Ördek, 1984: Gırgıriyede Büyük Seçim, Şabaniye, Namuslu, 1985: Şaban Papuçu Yarım, Satmışım Anasını, 1986: Ağa Bacı, Kiralık Ev, Hayroş, Yaygara 86, Kuzucuklarım, Milyarder, 1987: Aile Pansiyonu, Annem&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2036400446244382661?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2036400446244382661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/adile-nasit-en-cok-hafize-ana.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2036400446244382661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2036400446244382661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/adile-nasit-en-cok-hafize-ana.html' title='Adile Naşit: En çok Hafize Ana'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SyHyVVDgFSI/AAAAAAAAAQg/zLUSxsffAYs/s72-c/2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2800515557807128537</id><published>2009-12-10T22:42:00.001-08:00</published><updated>2009-12-10T22:44:07.920-08:00</updated><title type='text'>Adile Naşit Anısına</title><content type='html'>Not: Facebook hesabınız varsa başlığa tıklayarak&lt;br /&gt;videoyu izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2800515557807128537?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=180055448038&amp;saved#/video/video.php?v=180055448038&amp;ref=mf' title='Adile Naşit Anısına'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2800515557807128537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/adile-nasit-anisina.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2800515557807128537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2800515557807128537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/adile-nasit-anisina.html' title='Adile Naşit Anısına'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-347098882771818720</id><published>2009-12-08T05:28:00.000-08:00</published><updated>2009-12-08T09:05:18.930-08:00</updated><title type='text'>Sansür Hikayeleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EIvNRYDI/AAAAAAAAAOA/SbW-CoWJyLQ/s1600-h/afis1%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EIvNRYDI/AAAAAAAAAOA/SbW-CoWJyLQ/s320/afis1%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sinemacıların korkulu rüyası sansür yıllardır dillere destan ve çoğu neredeyse komik uygulamalarıyla Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak günümüze kadar süregelmiştir. Çoğu zaman keyfi kararlarla yasaklanan filmler hatta yakılan filmler izleyicilere ulaşamamış ya da film bir çok sahnenin çıkarılmasıyla izleyiciye ulaşabilmiştir. 1939 yılında "filmlerin ve film senaryolarının kontrolüne dair nizamname" yürürlüğe girer. Nizamnamenin 7. maddesi denetimini şu hükümlere göre yapıyordu: 1) Herhangi bir devletin propagandasını yapan, 2) Herhangi bir ırk ve milleti tezyif eden, 3) Dost devlet ve milletlerin hislerini rencide eden, 4) Din propagandası yapan, 5) Milli rejime aykırı olan siyasi, iktisadi ve içtimai ideoloji propogandası yapan, 6) Umumi terbiyeye ve ahlaka ve milli duygularımıza mugayyir bulunan, 7) Askerlik şeref ve haysiyetini kıran ve askerlik aleyhine propaganda yapan, 8) Memleketin inzibat ve emniyeti bakımından zararlı olan, 9)cürüm işlemeğe tahrik eden, 10) İçinde Türkiye aleyhinde propaganda vasıtası olacak sahneleri bulunan filmlerin çekimine müsade edilmez.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EfaovzjI/AAAAAAAAAOQ/OxhYy8zCctc/s1600-h/bitmeyenyol%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EfaovzjI/AAAAAAAAAOQ/OxhYy8zCctc/s320/bitmeyenyol%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sinemada ilk sansür uygulaması 1919 yılında Mürebbiye filmiyle başlar. İşgal ordularının Fransız komutanı General Franchet d'Esperey tarafından yasaklanan filmin Anadolu'ya gönderilmesine ve gösterilmesine izin verilmez. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanından uyarlanan filmde bir Türk ailesinin yanında mürebbiye olarak çalışan Fransız kadının hikayesi anlatılır. Madam Kalitea'nın başarıyla oynadığı Fransız mürebbiye çalıştığı evin bütün erkeklerini baştan çıkarır ve birbirlerine düşürür. Fransızları küçük düşürüyor gerekçesiyle böylece ilk sansür uygulaması başlamış oluyordu. Sansürle başı derde giren sinemacıların başında kuşkusuz Metin Erksan gelir. 1950'li yılların başında çektiği Karanlık Dünya adlı filminin adı sansür komisyonunca Aşık Veysel'in Hayatı olarak değiştirilir. Yine aynı film, oyunculardan Aclan Sayılgan ve Kemal Bekir'in Komünist Parti kurma suçundan tutuklanmasıyla 7. maddenin 5. fırkası gereğince tümden reddedilir. Daha sonra tekrar komisyona giren film şartlı olarak izin alabilir. Ekin boylarının kısa ve cılız oluşu, ziraat işleminin çok ilkel olması, turna dansı yapan dört kızdan ikisinin çıplak ayaklı, ikisinin çarıklı oluşu şartlı kabulün gerekçelerinden bazılarıdır. Yine Metin Erksan'ın Yılanların Öcü ve Susuz Yaz adlı filmleri de sansürden nasibini almıştı. O dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Yılanların Öcü'nü köşkte izleyip çok beğenmesine ve Metin Erksan'la yapımcı Nurset İkbal' i tebrik etmesine rağmen film sansürden izin alamayarak tümden reddedilmişti. Susuz Yaz da "gayri ahlaki" bulunarak tümüyle reddedilmişti.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EsoqDZiI/AAAAAAAAAOY/uOiI4HGrsi8/s1600-h/hudutlr%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EsoqDZiI/AAAAAAAAAOY/uOiI4HGrsi8/s320/hudutlr%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Duygu Sağıroğlu' nun Bitmeyen Yol filmi köyden büyükkente göç eden köylülerin yaşam öykülerini anlatıyordu. Fakat olur mu öyle şey, sansür kurulundan haberiniz yok galiba. Tabii ki filmin, halka gösterilme- sine yurt dışına çıkarılmasına "şehrin en kötü ve en sefil yerlerini, işçilerin en sefil hayat şartları içinde yaşadıklarını belirttiği, bütün işverenleri kötü huylu, hoyrat, işçiyi hakir gören kişiler olarak gösterdiği ..." gerekçesiyle izin verilmez.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6FJJBaREI/AAAAAAAAAOg/adQ4gih15RA/s1600-h/kara+%C5%9Far%C5%9Fafl%C4%B1+gelin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6FJJBaREI/AAAAAAAAAOg/adQ4gih15RA/s320/kara+%C5%9Far%C5%9Fafl%C4%B1+gelin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6DCtSKEyI/AAAAAAAAAN4/-DsNXKow_-A/s1600-h/umutt.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6DCtSKEyI/AAAAAAAAAN4/-DsNXKow_-A/s320/umutt.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Lütfi Ö.Akad'ın yönettiği Hudutların Kanunu da sansür kurulunca yasaklanıyordu. Yılmaz Güney'in Umut filmi 10 maddelik gerekçeyle yasaklanıyordu. Bu maddelerden biri şöyleydi: "Filmde Yılmaz Güney ve arabası bakımsız, pis, yırtık, çok zayıf bir at ile iş yapması ve geçinmesi şansa bağlı olup kalabalık bir aileyi geçindirilmesi düşünülmez iken, bu araba ve at fakirliğin bir sembolü olarak ele alınmış, çeşitli olaylarla da  çalışmak imkanı bulunmadığı kanaatı verilmiştir." Yılmaz Güney'in Ağıt filminde  de sakıncalı sahneler bulunarak o sahnelerin çıkarılması isteniyordu. "Doktor hanımın Yılmaz Güney'in vücudundan kurşunu çıkarırken hep bir ağızdan şarkı söyleme sahnesinin çıkarılması." Filmde kaçakçı Çobanoğlunu oynayan Yılmaz Güney jandarmalar tarafından vurulur. Vücudundan kurşun çıkarılırken direnme gücü verebilmek için adamlarının söylediği, sansür kurulunun filmden çıkarılmasını istediği türkü "Zahit Bizi Tan Eyleme" dir. Süreyya Duru'nun çektiği Kara Çarşaflı Gelin de "memleket asayişine zararlı" olduğu  için yasaklanmıştı. 1970'lerdeki seks filmleri furyasında da "umumi terbiyeye ve ahlaka, milli duygularımıza mugayir bulunan" filmler sansürden geçmiyordu. Anlatmakla bitmeyecek kadar çok ve çoğu komik gerekçelerden bazılarını Agah Özgüç'ün "Türk Sineması Sansür Dosyası"(*) kitabından aktarıyorum. Filmin adı: Şoförün KarısıGerekçesi: Leyla ile Handan'ın  birlikte oturmaya karar verdikleri zaman "kazancımızı ortaya koyar beraber harcarız" sözü bir çeşit kominizim düşüncesi telkin ettiğinden.Filmin adı: Belanın Kralı Gerekçesi: İşe el koyan polislerin "biz de şaştık kaldık"  demesinin çıkarılması.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6FgiUcDVI/AAAAAAAAAOo/Dc6TaESi4ek/s1600-h/kilinkistanbulda.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6FgiUcDVI/AAAAAAAAAOo/Dc6TaESi4ek/s320/kilinkistanbulda.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin adı: Killing İstanbul' da&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi: "Polis öldürdü" sözünün çıkarılması, Mine  Soley' in profesörün evinde  asistanken, evine döndüğünde aynanın karşısında bikini ile arkadan görüldüğü sahnenin çıkarılması.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Filmin adı: Vur Tatlım&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi: Rum kızının söylediği "kabuksuz çekirdek yiyecektim" sözünün çıkarılması .&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Filmin adı: İstanbul Dehşet İçinde&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi: Otomobilin patlayan sol tekerleğinin sağ olarak değiştirilmesi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Filmin adı: Aşkınla Divaneyim &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi: Arif'in Nuri'ye söylediği "gidi" ibaresinin çıkarılması.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Filmin adı: Kıran Kırana&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi:Uyuyan işçinin uyandıktan sonra Kamil'in arkasından söylediği "Birgün elime fırsat geçer, ben sana gösterim" sözlerinin, Gül'ün yaralı olan Kamil'in  kolundan kurşunu çıkardığı sahneden, bıçakla kolunu kurcalandığını gösteren pasajın halk üzerinde tavahhuş uyandırdığından çıkarılması.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6FtoSVXII/AAAAAAAAAOw/Jp98G10Gmy0/s1600-h/yol+afi%C5%9F.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6FtoSVXII/AAAAAAAAAOw/Jp98G10Gmy0/s320/yol+afi%C5%9F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Filmin adı : Yüz Karası&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi: Genç aşıklara söylenilen "Bir yastıkta kocayın" sözünün çıkarılması. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Filmin adı : Anadolu'da Roma Mozaikleri - Karanlıkta renkler - Üçüncü Murat Surnamesi&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Gerekçesi: Türkiye'yi ilkel  ve halkını sefil olarak gösteren bazı sahnelerin çıkartılması şartıyla. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;(*) Türk Sineması Sansür Dosyası -İnceleme- Agah Özgüç. Koza Yayınları-1976&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6F528UM7I/AAAAAAAAAO4/BvL-9ztURN4/s1600-h/umut_afi%C5%9F.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6F528UM7I/AAAAAAAAAO4/BvL-9ztURN4/s320/umut_afi%C5%9F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-347098882771818720?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/347098882771818720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/sansur-hikayeleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/347098882771818720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/347098882771818720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/sansur-hikayeleri.html' title='Sansür Hikayeleri'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx6EIvNRYDI/AAAAAAAAAOA/SbW-CoWJyLQ/s72-c/afis1%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2790362201633046862</id><published>2009-12-08T01:30:00.001-08:00</published><updated>2009-12-08T01:43:30.245-08:00</updated><title type='text'>Bir fantastik kahramandı Metin  Keşke şimdi aramızda olsaydı</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:Times;	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}p.MsoFooter, li.MsoFooter, div.MsoFooter	{mso-style-noshow:yes;	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	tab-stops:center 216.0pt right 432.0pt;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 14pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4a8HFCm3I/AAAAAAAAALQ/ajt7TrgcEJU/s1600-h/metin2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4a8HFCm3I/AAAAAAAAALQ/ajt7TrgcEJU/s400/metin2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Yitirdiklerimizin ardından yazmak zor. Yazdığım bütün yazılar, yaptığım söyleşiler, çalışmalarım hep insanları yaşarken hatırlamak, onlar için sağlıklarında bir şeyler yapmak içindi. Anma yazılarını ayrı tutarak söylüyorum, ölümler üzerine kara gözlüklerinin arkasına saklanarak cenazelerde boy gösterip konuşanlara, yaşarken hayatlarında hiç güzel cümleler kurmayıp ölüm sonrasını bekleyenlere, ölü sevicilere ve akbabalara tepkimi şöyle dillendirmiştim “Yeşilçam Hatırası”nın giriş yazısında: “Akbabalık yapmanın dönemi olamazdı. Önemli bir devlet adamı ya da bir sanatçı hastalanıp komaya mı girdi, hemen televizyon programları yapar, kitaplar çıkarırlar. Fakat bekledikleri olmaz, o günlerde hayatını kaybetmez o devlet adamı ya da sanatçı. Olsun, ne gam, onlar akbabalıklarını yapıp görevini yerine getirdiler ya, kendileriyle gurur duyabilirler. Yeşilçam da, onlar için sadece bir malzemeydi sonuçta. “Oportünistçe” olsun tavırları, ne fark eder, devir “rant” devriydi nasılsa. Kemal Tahir’in, Ayşe Şasa’ya her dönem geçerli olabilecek kulaklara küpe öğüdünü okumuştum M. Nedim Hazar’ın “Gökdelen Mağarada İki Senarist” başlıklı yazısında. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;“Maskaralık yaptığın sürece seni baş tacı ederler ama ciddi bir şey yaparsan kimse ilgilenmez. Yolunu seç.” Yıllar önce söylenmiş bu söz, bugünün dünyasını, ilişkilerini açıklayabilmek için de çok anlamlı, yapılan işlere baktığımızda. Aşk ve hüzün ticareti yapanlar, halkla ilişkiler ve AR-Ge şirketleriyle hedef kitle belirleyip yazılarını popüler olmaya ve çok satmaya göre yazanlar, televizyon programlarında baktıkları aynalarda “ne görüyorsun?” sorularını, “güzellikler, acı, hüzün” diye yanıtlayanlar, paparazzi içerikli belge-seller yapanlar, hırsızlar, yalancılar, dedikoducular baştacı edilmiyor mu günümüzde. İhanetin tarihinin ve yükselme hikayelerinin yazılmadığı, hiçbir yaptırımın olmadığı, aksine bunların kışkırtıldığı günümüzde elbette maskaralık geçer akçe olacaktır. Halit Refiğ’den Osman Seden’e, Lütfi Akad’dan Ertem Göreç’e, Atıf Yılmaz’dan Meduh Ün’e, Ülkü Erakalın’a, Tunç Başaran’dan Zeki Ökten’e, Şerif Gören’e kadar birçok yönetmenin çektiği, mahalle arkadaşlıklarının, dostlukların, dayanışmanın, insani değerlerin anlatıldığı filmleri, örnekse “Üç Arkadaş”tı, “Mahalle Arkadaşları”nı, Karanlıkta Uyananlar”ı, “Güle Güle”yi izledikçe değişimi görebiliyorduk.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Metin Demirhan da işin kolayına kaçmadan, duruşlarından ödün vermeden yaşayan hayal kahramanıydı sanki. Metin Demirhan’la sanırım son görüntülü söyleşiyi ben yapmış ve yayınlamıştım “Fantastik Türk Sineması” belgeseli nedeniyle. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Bir fantastik kahramandı Metin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4bfha92eI/AAAAAAAAALY/AICT-lur6ak/s1600-h/metin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4bfha92eI/AAAAAAAAALY/AICT-lur6ak/s320/metin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Fantastik kahramanlarımdan biriydi Metin Demirhan, tıpkı Giovanni Scognamillo gibi. 90’lı yılların sonunda ne zaman Beyoğlu’na çıksam, yolum Atlas Pasajı’ndan geçse Metin’i Giovanni Scognamillo ile “Atılgan’ın önünde sohbette görürdüm. Metin’le tanışıklığımızın başlangıcı daha eskiye uzansa da arkadaşlığa, dostluğa evrilmesi de o tarihlerde başlar. Öküz dergisinde “Artizler Kahvesi”ni yazdığım günlerdi. Metin “iyi bir iş” yaptığımı, her anlamda beni desteklediğini söylüyor, kendi çalışmalarından söz ediyordu. Yeşilçam’ın “Zagor”u,, “uçan Süpermen”i Levent Çakır’ın hâlâ özenle koruduğum bir fotoğrafını vermişti, Levent Çakır söyleşisinde yayınlamam için. Öncesinde de kitap, lobi, film ve fotoğraf alışverişlerimiz olurdu. Fanzinleri ve bazı sinema dergilerini, kitapları Metin’den, Atılgan’dan alırdım. Böylece sohbet edebilme fırsatımız olurdu. Daha çok fantastik edebiyat, çizgiroman&amp;nbsp; ve sinema meraklılarıyla dolu olurdu Atılgan. Müdavimleri de vardı sık sık sohbet ve alışveriş için uğrayan. O küçücük dükkana kocaman bir dünya sığdırıyordu Metin. Atlas Pasajı’na girdiğimde, Metin’e ve Suat Bilgi’nin Çalıntı ‘dükkanına uğrar, ayaküstü sohbetler yapardık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Metin hayata kenar süsü olan insanlardan değildi. Düşleri, yapmak istediği “büyük işleri” ve yaptıkları vardı. Biz büyümüştük ve kirlenmişti dünya fakat Metin içindeki çocuğu öldürmemişti. Çocuksu bir yürüyüşü vardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Dünyayı Kurtaran Adam “furyası” başladığında dergilerde Dünyayı Kurtaran Adam ve Cüneyt Arkın özel sayıları yapılırken, afişleri, lobilere kapış kapış ve fahiş fiyatlarla satılırken filmin yönetmeni sevgili Çetin (İnanç) ağabey ile tanışmış ve bir söyleşi yapmıştım. Çetin ağabey, Cüneyt Arkın Belgeseli çekiyordu o günlerde. Birlikte sete gitmiş, Cüneyt Arkın’la da bir söyleşi yapıp Öküz’de yayınlamıştım. Çetin ağabeyle Atlas Pasajı’nın arka girişindeki çay ocağında buluşacağım gün Metin’e de uğramış, ayaküstü sohbet etmiş, Çetin ağabeyle buluşacağımı söylemiştim. Tanışmak istediğini, dükkana uğrarsa mutlu olacağını söylemişti Metin. Mesajını Çetin ağabeye iletmiştim, Metin’le ilgili bilgi vererek. Sonrasındaki tanışma anlarını Çetin ağabey de Metin de anlattı. Metin’in dükkanla ilgili bir nedenle polisle bir sorun yaşadığı ve dükkanda polislerin olduğu zamana denk geliyor Çetin ağabeyin uğradığı an. Metini bu sıkıntılı andan Çetin ağabey kurtarıyor. Böylece aralarında Metin’in ölümüne dek süren kalıcı ve güzel bir dostluk başlıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4buGvKdDI/AAAAAAAAALg/PIIQ6-A-sjU/s1600-h/dunyayi+kurtaran+adam.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4buGvKdDI/AAAAAAAAALg/PIIQ6-A-sjU/s400/dunyayi+kurtaran+adam.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;“Dünyayı Kurtaran Adam 2” projesi bir devam filmi olarak bu dostluktan doğuyor. Sonrasında yapılan diğer film nedeniyle (Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu), Metin de Çetin ağabey de haklı bir öfke ve üzüntü yaşamışlardı. Bu süreci yaptığımız söyleşi de Metin şu cümlelerle anlatmıştı: &lt;i&gt;“5-6 yıl öncesinde benim yakın arkadaşım Cem Koçak’la bu filmi izlediğimiz bir sırada ya neden bu projeyi geliştirmiyoruz dedik. Çetin İnanç’la da tanışmıştım o sıralar. Bunun için bir hikaye yazalım diye yola çıktık, başladık yazmaya. Bir yılda bir hikaye yazdık, Çetin .İnanç’ a söz ettik film yapalım diye. Aradan iki yıl geçti tam ciddi&amp;nbsp; bir girişimde bulunacağız, yapımcıyla görüşecektik ama 1999’da depremler tam bir kaos ortamı yarattı ve ardından gelen kriz bizim bu projeyi rafa kaldırmamıza neden oldu. Yani Dünyayı Kurtaran Adam&amp;nbsp; 2 projesi Cem Koçak, ben ve Çetin .İnanç’ın projesiydi. Bu en azından 20-30 makalede&amp;nbsp; ve söyleşilerde duyurulmuştu. Hatta internet aracılığıyla yurt dışında bir çok dergide haberleri çıkmıştı. Lucas filmin, Star Wars’ın offical sitesinde dahi ‘Turkish Star Wars 2’ çekiliyor diye haber çıkmıştı. O dönem kriz içinde bulunuyor olmamız, Çetin İnanç’ın Amerika’ya seyahat etmek zorunda olması bizi biraz projeden uzaklaştırdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;‘Dünyayı Kurtaran Adam’ın devamı yada tektrar çevrimi Çetin İnanç’sız, Aytekin Akkaya’sız ve Cüneyt Arkın’sız olmaz ve olacağına da inanmıyorum. Mehmet Ali Erbil’in dünyayı kurtaracağına da inanmıyorum.. Kartal Tibet’in neden böyle bir projeye girdiğini de aklım almış değil. En azından bu projyle benim ve arkadaşımın ilgilendiğini biliyorlardı. Bizden yardım isteyebilirlerdi. Belki daha iyi bir film ortaya çıkardı. Çetin İnanç’la görüşmelerim devam ediyor, elimde bitmiş bir öykü ve&amp;nbsp; senaryo var. Tekrar yapımcı arayışına girişeceğiz. ‘Dünyayı Kurtaran Adamı’n devamını yani kaldığı yerden başlayan hikayeyi çekmeye kararlıyız. Varsın ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ın bir oğlu olsun, istiyorlarsa bir torun yazarız, eniştesinin oğlu yazarız, onu da çekerler. Çekmezlerse biz çekeriz.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Çetin İnanç da devam filmi diye yansıyan filmle ilgili olarak düşüncelerini,&amp;nbsp; şu cümlelerle anlatmıştı “Fantastik Türk Sineması Belgeseli” için yaptığımız söyleşide: &lt;i&gt;“Bizim filmle ilgisi yok o filmin. Mehmet Ali Erbil, ‘box office’i olan bir adam. Reyting alıyor tvde, gişe yapıyor sinemada. Cüneyt Arkın’ı da almışlar. Oynar, aktör. Oynaması doğru mu yanlış mı onu da kendi bilir. Bana gore yanlış. ‘Dünyayı Kuratan Adam’ın Oğlu’nu da yapma. Türk sineması bu kadar mı aciz? 20 sene once yapılmış absürd, dünyanın en kötü kült filmini sen al, devamını yap. Demek ki sen hiç bir şey bulamıyorsun. ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu’nu yapacağına ‘Uzaydaki Kahraman’ diye bir film yap.&amp;nbsp; Niye o ismi kullanıyorsun?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4b_tnOZJI/AAAAAAAAALo/V0Q6RksoykY/s1600-h/mesutkara+_cuneyt+arkin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4b_tnOZJI/AAAAAAAAALo/V0Q6RksoykY/s400/mesutkara+_cuneyt+arkin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;“Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu”nda oynadınız. İlk filmden Çetin İnanç yok, Aytekin Akkaya yok. Onların da içinde olduğu bir devam filmi projesi vardı, gerçekleşemedi. Bu yeni film devam filmi sayılabilir mi?” diye sorduğum Cüneyt Arkın da şöyle yanıtlamıştı soruyu: &lt;i&gt;“Dünyayı Kurtaran Adam’ diye bir isim var. Cüneyt Arkın da orada ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ı sembolize ediyor. Ama mesele o değil. ‘Dünyayı Kurtaran Adam’ın Oğlu filmini çekmek gerekir miydi?’, mesele o. Orada bir şey var, ‘Cüneyt Arkın efsanesine ithaf edilir’ diyor bu film. Cüneyt Arkın efsanesi seyircinin gönlünde mi yaşamalıydı, yoksa gündeme gelmeli miydi? Bunun cevabını verdiğin zaman o soruya da cevap vermiş oluyorsun.”&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Giovanni Scognamillo ve Metin Demirhan’ın birlikte hazırladıkları “Fantastik Türk Sineması” kitabından yola çıkarak bir belgesel yapmaya karar vermiştim. Düşüncemi önce Giovanni Scognamillo’ya anlatıp onayını aldım. Projenin danışmanları Giovanni Scognamillo,&amp;nbsp; Metin Demirhan ve Yılmaz Atadeniz olacaktı . Metin Demirhan ve Yılmaz Atadeniz’le de konuşup her konuda yardımcı olacaklarını, çalışmaya destek verdiklerini öğrendiğimde, cesaretlenip çalışmaya başlamıştım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Söyleşilerin, çekimlerin bir kısmını Sarkis Paçacı’nın Beyoğlu’nda, Ağacamii Sokak’taki (şimdiki Atıf Yılmaz Sokak) fantastik dükkanı Naregatsi de yapıyorduk.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Metin Demirhan’la da, 13 Ekim 2006’da Naregatsi’de buluşup söyleşi yapmıştık. Sonrasında da çok sık görüşüyorduk. Daha çok Suat Bilgi’nin Çalıntı Cafe’sinde biraraya geliyorduk. Suat, Çalıntı Dergi’yi yeniden yayınlayabilmek için çabalıyordu. Metin de derginin sinema editörü olacaktı. İkisi de heyecanlı bir telaş içindeydiler. Metin bir yandan kısa film projelerini hayata geçirmeye çalışıyor, “Baltam Gelecek Kellen Gidecek” adını verdiği filminin çekimlerini sürdürüyordu. “Kült bir korku filmi” yapmak istiyordu. Yeşilçam geleneğine bağlı “trash movie” (çöplük sineması) B sınıfı hatta kendi deyimiyle Z sınıfı, absürd&amp;nbsp; film &lt;span style="color: black;"&gt;projeleri düşlüyordu. Filmler, fanzinler, dergiler, yeni kitaplar hazırlamak istiyor, internet siteleri, bloglar oluşturuyordu.&amp;nbsp; Hep çok heyecanlı ve çocuksuydu. Her zaman anlatacak yeni bir projesi, yeni düşleri vardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: Times;"&gt;Metin Demirhan’dan Bilimkurgu, Korku, Fantazya ve Serüven Sineması Üzerine...” alt başlığının yeraldığı fantastiksinema.blogspot.com &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times;"&gt;adlı sitede şu cümleler&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: Times;"&gt;yer alıyordu:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: Times;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: Times;"&gt;Merhaba;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4cOeupEfI/AAAAAAAAALw/UZcOXT9Wj98/s1600-h/fantastik+afis.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4cOeupEfI/AAAAAAAAALw/UZcOXT9Wj98/s400/fantastik+afis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Aradan geçen zaman içerisinde blog yavaş yavaş oturmaya başl&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;yor san&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;yorum. Daha fazla yaz&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; ve görsel malzeme ekleme imkan&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; bulabiliyorum art&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;k. Geniş bir yelpazede FANTASTİK SİNEMA’y&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; anlatmak ve paylaşmak olan amac&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;m, yeni dostlar kazanmamla birlikte daha heyecanl&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; bir hal alm&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;ş durumda. Bu ay, Denizden Gelen Dehşetler, C.H.U.D., The MIST, Herschell Gordon Lewis’in Kanl&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; Dünyas&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;, 70’li Y&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;llar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;n Canavarlar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; Sald&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;r&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;yor ve Crio H. Santiago ya da Mad Max İmitasyonlar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;n&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;n Filipinli Ustas&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; gibi makaleler ekledim siteye. Umar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;m beğenisiniz. Ayr&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;ca kardeş bloğum Maske&amp;amp;Yumruk’u da güncellemeye başlayacağ&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;m; Eski ve yeni Türk sinemas&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; ile ilgili yaz&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;lar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; okuyabileceksiniz. Bu arada görmüşsünüzdür bu bloğa Bar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;şarock 2007 etkinlikleri s&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;ras&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;nda çektiğim ROCKXAN! adl&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; k&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;sa Teen Slasher filmimin Youtube linkini de koydum. Ayr&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt;ca Baltam Gelecek Kellen Gidecek! adl&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; bitmek üzere olan uzun metrajl&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; filmimin de Teaser Trailerleri ve de küçük bir çekim aşamas&lt;/span&gt;ı&lt;span style="font-family: Times;"&gt; videosunun da linkleri var orada... Teaser Trailerler biraz acemice oldu ama idare edin... Görüşmek üzere... Sevgilerimle. Metin Demirhan”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Yaşımız ilerledikçe hep sağlıkla ilgili hastalık ve ölüm haberleri alır olmuştuk artık. Artık telefonları açmaya korkar olmuştum kötü haber alacağım endişesiyle. Daha geçtiğimiz günlerde iki arkadaşımı daha kaybetmiştim aynı hafta içinde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;2007 yılının Ekim ayında da yanılmıyorsam ilk Suat Bilgi aramıştı “kötü” haberi vermek için. Sonra da diğer telefonlar ve e-postalar gelmişti arka arkaya: “Metin beyin kanaması geçirdi, hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakımda.” Sonbahar hüzünle, acıyla gelmişti. Ailesi, arkadaşları günlerce umutla beklemişti iyi haberi alabilmek için. Ne yazık ki beklenen iyi haber gelmedi. Metin Demirhan 1 Kasım 2007 sabahı ayrıldı aramızdan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Yaşadığımız koşullarda “kaçınılmaz son” için sıra hangimizdeydi? Metin’in hayata dönmesini beklerken sıranın hangimizde olduğunu konuşur olmuştuk Suat’la. Bu koşullarda bizi de ya kalp krizi ya beyin kanaması gibi sağlık sorunları bekliyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Hayat bizi yanıltmadı ve “kötü sürprizini” esirgemedi. Ben de 1 Ağustos 2008 sabahı fenalaşıp hastaneye kaldırıldığımda beyin damarlarımda tıkanma olduğunu, felç geçirdiğimi bilmiyordum henüz. Sol elimde&amp;nbsp; ve ayağımda kalan hasar zamanla düzelecek olsa da yitirdiklerimizin acısı onarılır bir hasar değil. Onlarla birlikte çocukluğumuzu, gençliğimizi, geçmişimizi de yitiriyoruz, her geçen gün biraz daha eksiliyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Ekim 2009-Kartal&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Not: Yazı &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/l.php?u=http%253A%252F%252Fgolgedergi.blogspot.com%252F2009%252F11%252Fgolge-e-dergi-26-say.html&amp;amp;h=f5dd5100242b8d4f3aa6c95b4320607a&amp;amp;ref=mf" onclick="ft(&amp;quot;4:9:17:547618038::::0::::326515020636&amp;quot;);" target="_blank"&gt;Gölge e-Dergi 26. Sayı'da yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2790362201633046862?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2790362201633046862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/bir-fantastik-kahramand-metin-keske.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2790362201633046862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2790362201633046862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/bir-fantastik-kahramand-metin-keske.html' title='Bir fantastik kahramandı Metin  Keşke şimdi aramızda olsaydı'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sx4a8HFCm3I/AAAAAAAAALQ/ajt7TrgcEJU/s72-c/metin2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-7135604169352165752</id><published>2009-12-08T01:16:00.000-08:00</published><updated>2009-12-08T01:16:17.821-08:00</updated><title type='text'>Bir fantastik kahramandı Metin Demirhan</title><content type='html'>Keşke şimdi aramızda olsaydı...&lt;br /&gt;Metin, 1 Kasım 2007 sabahı ayrıldı aramızdan. Her geçen gün biraz daha eksiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabınız varsa,&lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-7135604169352165752?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=152387078038&amp;ref=mf' title='Bir fantastik kahramandı Metin Demirhan'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/7135604169352165752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/bir-fantastik-kahramand-metin-demirhan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/7135604169352165752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/7135604169352165752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/bir-fantastik-kahramand-metin-demirhan.html' title='Bir fantastik kahramandı Metin Demirhan'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-9030784409129425499</id><published>2009-12-08T01:13:00.000-08:00</published><updated>2009-12-08T01:13:36.183-08:00</updated><title type='text'>Dünyayı Kurtaran Adam-2 Metin Demirhan Projesiydi.</title><content type='html'>Dünyayı Kurtaran Adam-2 Metin Demirhan Projesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin Demirhan projenin oluşma sürecini anlatıyor...&lt;br /&gt;sonra dünyayı kurtaran adamın bir oğlu oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabınız varsa,&lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-9030784409129425499?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=152393193038&amp;ref=mf' title='Dünyayı Kurtaran Adam-2 Metin Demirhan Projesiydi.'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/9030784409129425499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/dunyay-kurtaran-adam-2-metin-demirhan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/9030784409129425499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/9030784409129425499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/dunyay-kurtaran-adam-2-metin-demirhan.html' title='Dünyayı Kurtaran Adam-2 Metin Demirhan Projesiydi.'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-4440893257485428048</id><published>2009-12-06T09:36:00.000-08:00</published><updated>2009-12-06T09:41:03.903-08:00</updated><title type='text'>Mutsuz Güzel  GÜLİSTAN GÜZEY</title><content type='html'>&lt;i&gt;"Kral Lear’i, Atinalı Timon’u, benden önce Neyyire Neyir, Madam Kınar, Eliza Binemeciyan, Şaziye Moral, Bedia Muvahhit, Cahide Sonku oynamışlar. Kuliste arkadaşlar Schiller’in ‘Hile ve Sevgi’sini oynarken, ‘Neyyire Hanım şu sahneyi şöyle oynardı’ diye anlatırlar. İleride ben de Şehir Tiyatrosu’nda ‘Hile ve Sevgi’de kendi rolümde bir başka genç aktristi seyredeceğim her halde. ‘Katil’de Şaziye Moral’ın, ‘Hamlet’te Madam Kınar’ın, ‘Üçüncü Selim’de Eliza Binemeciyan’ın rollerini oynadığım gibi… Her piyesin son temsilinde içimi derin bir hüzün kaplar, sanki birisi ölmüş gibi üzülürüm. Hele sezon kapanmaları bana çok acı gelir. Başlarken duyduğum heves, aşk, neşe kaybolur. Son gece ‘acaba gelecek mevsim bu sahneye çıkabilecek miyiz?’ diye düşünürüm."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sxvr8UMx-EI/AAAAAAAAAJI/YnUXKsl2byg/s1600-h/gulistan1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sxvr8UMx-EI/AAAAAAAAAJI/YnUXKsl2byg/s400/gulistan1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yaptığı işe tutkuyla bağlı, sanatını seven bir sanatçının, Gülistan Güzey’in bir röportajında söylediği sözler bunlar. Tiyatro sahnesinde izleme olanağı bulamadığım Gülistan Güzey’in yanılmıyorsam izlediğim ilk filmi Ertem Göreç’in yönettiği "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler"di ve yıllarca oradaki görüntüsüyle yer etti belleğimde. Ayhan Işık’la birlikte oynadıkları ve Ayhan Işık’ı da Gülistan Güzey’i de zirveye taşıyan "Kanun Namına" filmini daha önce mi yoksa sonra mı izledim anımsamıyorum fakat oradaki Gülistan Güzey de belleğimde unutulmayan yüzler arasında önemli bir yere sahip oldu. Biri gençlik diğeri olgunluk dönemine ait iki görüntü… Filmlerinde canlandırdığı karakterler gibi, -örnekse "Kanun Namına"daki Ayten- saf, iyi niyetli ve içten olduğunu, yıllar sonra arkadaşlarından dinlediğim anılardan öğreniyordum. 1996 yılında tanıdığım ve anılarını yazması için o günden bu yana ikna etmeye çalıştığım Sezer Sezin, Gülistan Güzey’in en yakın arkadaşı, sırdaşı. Sezer Sezin de, buluşmalarımızda zaman zaman Gülistan Güzey’le ilgili anılarını paylaştı benimle. Ortaya çıkan hep iyi niyetli, arkadaş canlısı bir Gülistan Güzey’di. Bir başka yakın arkadaşı Şaduman Ayşın da, Gülistan Güzey’i şu cümlelerle tanımlıyordu yazdığı bir yazıda: "Çok romantiktir. Bir müzik parçasını dinlerken ağlar ve ‘Bu benim parçam olsun’ der. İçten ve samimidir. Sevdikleri için yapamayacağı fedakarlık yoktur. Onu bütün uzaktan tanıyanların görüşlerinin aksine, son derece tevazu sahibidir. Çay ve kahveden başka da bir şeye iptilâsı yoktur. Maddiyata kıymet veriyormuş gibi görünmesine rağmen hoşuna gidecek ve ona tatlı sözler söyleyebilecek olan erkekle elele mehtapta dolaşmayı tercih eder." &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxvsPFEilLI/AAAAAAAAAJQ/WauUqFjCSoU/s1600-h/gulistan2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxvsPFEilLI/AAAAAAAAAJQ/WauUqFjCSoU/s400/gulistan2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gülistan Güzey’in her dönem yakınında bulunmuş, her dönemine tanıklık etmiş bir başka yakını da Necip Sarıcı. Türk Sineması’nın gizli tarihçisi, arşivi, emekçisi olan ve elli yılı aşkın süredir büyük özverilerle sinemada yaşananlara tanıklık yapan Necip Sarıcı "abla" dediği Gülistan Güzey’i çocukluğunda tanımış. Sinemada her dönem çok güzel kadınlar olduğunu fakat Gülistan Güzey’in yerinin ve güzelliğinin ayrı olduğunu söylüyor Necip Sarıcı. Hayatı boyunca hiç mutlu olamadığını da… Üç evliliğinin de, oğlu Müfit’in de onu bedbaht ettiğini, mutluluk yerine acı verdiğini, eşlerinin Gülistan Güzey’i hep istismar ettiklerini anlatıyor üzülerek. "İnsanlara iyilik yapmak istiyordu ama istismara uğruyordu. Çevresindekiler sömürüyordu hep, iyi niyetinden yararlanarak. Oğlundan da mutlu olamadı ne yazık ki. Filmlerde olur ya çocuk koşar anneye sarılır ağır çekimde. Bunu hiç yaşamadılar. Anneyle hep kavgalı oldu Müfit. Annesinin vefatından sonra da hızlı bir şekilde kürklerini, olan mütevazi mücevherlerini, evlerini 6-7 ay içinde sattı yok etti. Alkole aşırı düşkünlüğü vardı. Kendisini de yok etti o hızla. Ne ölüsü bulundu, ne gören oldu. Öldüğünü duyduk sadece. Aile mezarlığında boş bir mezarı var şimdi. Kim buldu nereye, nasıl gömüldü bilinmiyor." &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxvsaIG_ciI/AAAAAAAAAJY/ujOjGSjif8k/s1600-h/gulistan3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxvsaIG_ciI/AAAAAAAAAJY/ujOjGSjif8k/s400/gulistan3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ümitsiz aşklara düşüp ağlayarak, yana yakıla yakın dostlarına koşup içini dökebilecek kadar sahici ve içten olan Gülistan Güzey ne yazık ki beraberliklerinde, evliliklerinde aradığı mutluluğu bulamaz. "İnsanlara çok çabuk inanırım. Bunun zararını da gördüm" diyen Gülistan Güzey defterine Shakespeare’in şu sözünü yazar: "İnanmış olmak için aldatılmaya göz mü yummalı? Yoksa aldatılmaktan korkarak hiç mi inanmamalı?"&lt;br /&gt;17 Mayıs 1927’de Cağaloğlu’nda doğar Gülistan Güzey. Adını anneannesi koyar. Henüz altı aylıkken babasını kaybeder. Parmakkapı 29’uncu İlkokul’dan sonra Beyoğlu İkinci Ortaokulu’nda okur. Son sınıfta okurken gazetelerde ‘Şehir Tiyatrosu kadın artist namzedi arıyor’ diye bir ilan görür. "50 kişi imtihana girdik. Perihan Tedü ile kazandık. Hemen kadroya alındık. 1943’te 100 lira aylık önemliydi. Annem önce bir hafta yüzüme bakmadı, sonra barıştı. Shakspeare’in "Nasıl Hoşunuza Giderse" oyununda figüran olarak sahneye çıktım. Altı yıl Çocuk Tiyatrosu’ndaki piyeslerde dansettim, ufak roller aldım. Benim kadar dansa kabiliyetsiz kadın yoktur. Üstelik çocukken balerin olmak isterdim. Tiyatroya girdiğim 1943 yılında "Detli Pınar" filmiyle sinemaya da başladım. 1944’te oynadığım "Hürriyet Apartmanı" büyük sükse yaptı. Şimdiki Lüks Sineması’nda uzun süre gösterildi. Bu filmdeki başrol için o zaman 300 lira almıştım. Filmin başarısı üzerine Necip Erses 200 lira da ekstra pirim verdi. İlk filmimden kazandığım bu parayla tek taşlı pırlanta yüzük aldım. Hâlâ saklarım. Ondan sonra filmler, piyesler birbirini kovaladı."&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxvsnVstc6I/AAAAAAAAAJg/yhV5jLF-HFM/s1600-h/gulistan4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxvsnVstc6I/AAAAAAAAAJg/yhV5jLF-HFM/s400/gulistan4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;1946 yılında gazeteci Ümit Deniz ile evlenir. Bu nedenle bazı filmlerde adı jeneriklere Gülistan Deniz olarak geçer. Oğlu Müfit 5 Mayıs 1974’de doğar. Dostları onları ideal çift diye tanımlasalar da kısa bir zaman sonra ayrılırlar. Ayrıldıktan 9 ay sonra evliliği bir kez daha dener. Kamil Cemali ile evlenir. Yine olmaz. İkinci evliliği de 6 yıl sürmüştür. Üçüncü evliliğini yaptığı işadamı Suat Baydur’la da aradığı mutluluğu bulamaz.&lt;br /&gt;"Aktristlerin hayatı oynadıkları piyeslerin konularına o kadar karışır ki, çok defa rollerimizde hatıralarımızı birbirinden ayırt edemeyiz. ‘Sirano’yu, ‘Yaprak Dökümü’nü, ‘Üç Kız Kardeş’i, ‘Vişne Bahçesi’ni hiç unutmam. Bu piyesleri baştan aşağıya ezber bilirim. ‘Sirano’da Cahide’nin, ‘Üç Kız Kardeş’te Nevin Seval’in dublörüydüm. Sonra Roksan rolünü oynadım. ‘Otello’dan da unutulmaz hatıralarım var. Filmlerimden aklımda kalanlar o kadar az ki. ‘Dertli Pınar’ı hatırlıyorum: Ayazpaşa Korusu’nda çalışırken aynaya bakıp kendimi son derece güzel bulmuştum. Bir de filmi görünce şaştım, ben ne kadar çirkin kadınmışım diye. Senelerdir kendimi sarışın zannederim. Saçlarımı hep sarıya boyattığım için olacak. Çok da unutkanımdır. Unutmak iyi şey…Şimdi ancak ‘Kanun Namına’, Allahaısmarladık’, ‘Kadın Severse’, ‘Ebediyete Kadar’ adlı kordelâları hatırlıyorum. Beğendiklerim de bunlar. Film çevirmek hiç yorucu değil. Çok eğlenceli bir şey. Yorulmaya vakit kalmadan başka plana geçiyoruz. Oynadığım filmleri altı seneden beri seyretmiyorum. En son ‘Irz Düşmanları’nı zorla gösterdiler. Ama son yıllarda güzel sayılabilecek Türk filmleri de yapıldı."&lt;br /&gt;Gülistan Güzey 1963 yılında sinemadan uzaklaşır. 1968 yılında Ülkü Erakalın’ın yönettiği ve Sadri Alışık, Serpil Gül, Suzan Avcı, Vahi Öz, Ali Şen, Mualla Sürer gibi oyuncularla birlikte oynadığı "Paydos" adlı film ile tekrar döner sinemaya. Fakat 1963 yılına kadar hep başrol oynayan Gülistan Güzey, artık yan rollerde anne ve teyze olarak yer alır yeniden döndüğü peyazperdede. 1974 yılında ise tamamen bırakır sinemayı. &lt;br /&gt;1976 yılında TRT için çekilen "Şıpsevdi" adlı dizi ile tekrar çıkar kameraların karşısına. 1980 yılında yine TRT için çekilen ve başrolünü Hulusi Kentmen’le paylaştığı "Parkta Bir Sonbahar Günüydü" adlı dizide oynar.&lt;br /&gt;Bugünkü gibi kolay para kazanılmadığı yıllardır o yıllar. Uzun yıllar kirada oturur Gülistan Güzey de.  &lt;br /&gt;"Hiçbir zaman bahçeli bir evde oturamadık. Ben bu yüzden çiçek yetiştirmeye hasretim. En güzeli gül ama mor renklerden hoşlandığım için olacak menekşeyi de severim. Onun da ömrü çok kısa. Zaten güzel şeylerin ömrü kısa oluyor. Evde her şey eksik olabilir, çiçek eksik olmaz. Hediye ettiğim çiçekleri arkadaşlarımın zevklerine göre seçerim. Şadıman Ayşın beyaz, Sezer Sezin kırmızı karanfil sever."&lt;br /&gt;Güzel ve sevilen oyuncu Gülistan Güzey’in de ömrü kısa olmuştu ne yazık ki, bütün güzellikler gibi. Yaşadığı onca sıkıntı, acı, sevgisizlik ve elbebek gülbebek büyüttüğü oğlunun alkole düşkünlüğü, düşmanca tutumu karşısında yorgun düşen Gülistan Güzey, yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek, 1987 yılında aramızdan ayrılır. Ropörtajında söylediği gibi, sonraki yıllarda, daha önce oynadığı oyunlarda kendi rolünü oynayan genç aktristleri sahnede izleme olanağı bulmuştu fakat her piyesin son temsilinde içini kaplayan o derin hüznün sebebi "acaba gelecek mevsim bu sahneye çıkabilecek miyiz" sorusu artık yanıtsız kalıyordu. Bu kez hüzün Gülistan Güzey’in dostlarının, sevenlerinin içini kaplıyordu, çünkü perde ve sezon bir daha açılmamak üzere kapanıyordu sinemanın ve tiyatronun güzeller güzeli oyuncusu Gülistan Güzey için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Oyuncu olarak yer aldığı filmler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1943: Dertli Pınar, 1944: Hürriyet Apartmanı, 1945: Yayla Kartalı, Köroğlu,1946: Sonsuz Acı, 1947: Hülya, 1949: Ölünceye Kadar Seninim, 1950: Çakırcalı Mehmet Efe, 1951: İstanbul Kan Ağlarken, Tanrı Şahidimdir, Allahaısmarladık, Yavuz Sultan Selim Ve Yeniçeri Hasan, 1952: Kanun Namına, Çakırcalı Mehmet Efe'nin Definesi, İngiliz Kemal Lawrence'e Karşı, Kahpenin Kızı, 1953: Katil, 1954: Aramızda Yaşıyamazsın, 1955: Artık Çok Geç, Ebediyete Kadar, Irz Düşmanları, 1956: Sönen Yıldız, Yangın, Katibim, 1957: Hata/Bırakın Ağlayım, 1958: Allı Yemeni, Sokak Çocuğu, Bir Dilim Ekmek, Kelepçe, 1959: Zehir Ali, Garipler Sokağı, Kendi Düşen Ağlamaz, Ömrüm Böyle Geçti, 1960: Gece Ve Gündüz, 1961: Hancı, Bir Yetimenin Hasreti, Doğmadan Ölenler, Şafakta Buluşalım, 1962: Akasyalar Açarken, 1963: Sayın Bayan, 1967: Bir Soförun Gizli Defteri, 1968: Kezban, Paydos, Katip / Üsküdar'a Giderken, Hırsız Kız, 1969: Uykusuz Geceler, Hüzünlü Aşk, 1970: Pamuk Prenses Ve 7 Cüceler, Saadet Güneşi, Zindandan Gelen Mektup, 1971: Beklenen Şarkı, Bütün Anneler Melektir, Bir Genç Kızın Romanı, Unutulan Kadın, Yarın Ağlayacağım, Yağmur, Ali Cengiz Oyunu, 1972: Asi Gençler, Üç Sevgili, Tanrı Misafiri, Yirmi Yıl Sonra, 1973: Elbet Birgün Buluşacağız, Kurt Yemini, 1977: Gülünüz Güldürünüz, 1982: Gazap Rüzgarı, 1984: Yabancı, 1990: Darbe&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-4440893257485428048?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/4440893257485428048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/mutsuz-guzel-gulistan-guzey.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4440893257485428048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4440893257485428048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/mutsuz-guzel-gulistan-guzey.html' title='Mutsuz Güzel  GÜLİSTAN GÜZEY'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sxvr8UMx-EI/AAAAAAAAAJI/YnUXKsl2byg/s72-c/gulistan1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6176411047844465064</id><published>2009-12-04T20:04:00.000-08:00</published><updated>2009-12-04T20:44:58.212-08:00</updated><title type='text'>Hayatıyla karışık Sadri Alışık…</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjOYk7wAI/AAAAAAAAAIo/PBtZDIE7yF0/s1600-h/sadri.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjOYk7wAI/AAAAAAAAAIo/PBtZDIE7yF0/s400/sadri.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:Times;	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;	font-family:Times;	mso-fareast-font-family:Times;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-language:EN-US;}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;i&gt;Ameneeeyy, Turist Ömer derler benim adıma, adıma/Pişman olur bakmayanlar tadıma amaneeey/Sabahları bir kadeh, akşamları beş kadeh/Neşemi de bulunca dalgama da bakarım amaneeeyy...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;O’nu en çok Turist Ömer olarak hatırladık, sevdik. Turist Ömer olarak yamyamların arasına gitti, boğa güreşçisi oldu, uzayda dolaştı. Ofsayt Osman oldu başka bir zaman ya da İstanbul’un o başka zamanlarından, ille de ‘Ah o güzel günlerinden’ şipşak sokak fotoğrafçısı bestekâr Haşmet Bey olarak çıktı karşımıza. Ali Baba’ydı Kırk Haramiler’in karşısında ya da Atını Seven Kovboy Red Kit’di Daltonlara Karşı. Banazlı İsmail’di Attila İlhan imzalı unutulmaz televizyon dizisinde ya da Ayhan Işık’ın has arkadaşıydı Küçük Hanımefendi serilerinde… Güldürürken düşündürdü, hüzünlendirdi. Kimi zaman izleyenlerin gözleri kan çanağına döndü ağlamaktan, kramp girdi çenelerine katıla katıla gülmekten kimi zaman. Günahsızlar filmiyle başlayan sinema serüveninde O, Zümrüt’ün de, Yalnızlar Rıhtımı’nın da, Yengeç Sepeti’nin de ve onlarca filmin de büyük oyuncusu, Türk Sineması’nın unutulmaz aktörü Sadri Alışık’tı her zaman. Sadri Alışık sanki izlediğimiz o filmlerin oyuncusu değil, mahallemizin en ‘güzel’, en bizden abisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjkyR5UUI/AAAAAAAAAIw/e2iOPUpq1wA/s1600-h/sadritek2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjkyR5UUI/AAAAAAAAAIw/e2iOPUpq1wA/s320/sadritek2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sadri Alışık 5 Mart 1925 yılında, İstanbul Paşabahçe’de, dünyaya gelir.. Asıl adı Sadrettin olmasına rağmen, annesi Saffet hanım ve babası Rafet Kaptan onu hep Sadri diye çağırırlar... Altı-yedi yaşlarındayken bir sünnet gecesinde Naşid Özcan Tiyatrosu'nu izler... Tiyatroya olan tutkusu başlamıştır... Piyesler hazırlayıp oynar mahalle arkadaşlarına.. &lt;br /&gt;İlkokul üçüncü sınıfındayken ''İSTİKAL'' piyesinde “ADALI HALİL” rolüyle başrolde oynar. İlkokulu bitirdikten sonra Cağaloğlu'na taşınırlar.. İstanbul Erkek Lisesi’nde okurken, Cağaloğlu Halk Evi'nin tiyatro bölümüne yazılır... (Orada da ilk kez bir uşak rolüyle sahneye çıkar. Fakat o kadar heyecanlıdır ki, ilk gece ayağı takılır ve yere düşer. Elindeki kahve tepsisi bir yana Sadri Alışık başka bir yana düşer. Oyunculuğunu evden gizli yapıyordur. Halkevinde oynadığı Zehirli Kucak adlı oyundaki rolüyle ilk kez 1942 yılında basında yer alır.) &lt;br /&gt;O günlerde Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'ne de kayıt yaptırır..&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjwPFc5ZI/AAAAAAAAAI4/jbTe-0C8lSs/s1600-h/sadri6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjwPFc5ZI/AAAAAAAAAI4/jbTe-0C8lSs/s320/sadri6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sahne, resim, tiyatro derken sinemaya da adım atar Sadri Alışık.İlk filmi Faruk Kenç’in yönettği Günahsızlar’dır. Artık sokakta da tanınıyor, kendini Clarck Gable gibi hissediyordur. 1946 yılında askere gider. (Orada tanıdığı disiplinsizlikten sürekli askerliği uzayan Hüseyin Güzelce adlı bir asker vardır. Ne selamını doğru veriyor ne de künyesini doğru okuyordur. Turist Ömer filmleri başlayınca asker arkadaşının hareketlerini ve selamını kullanmaya başlar. Turist Ömer tipi bir anlamda askerde doğmuştur.)&lt;br /&gt;Askerlik dönüşü tekrar Yeşilçam’a döndüğünde artık Ayhan Işık, Turan Seyfioğlu, Muzaffer Tema gibi güçlü jönler vardır ve onların arasında kendine yer edinmeye çalışır. Bir yandan da Küçük Sahne’de oyunculuğunu sürdürüyordur. 1951 yılında imrenerek baktığı Ayhan Işık’la tanışırlar ve yıllar süren güçlü bir arkadaşlık, dostluk başlar aralarında.&lt;br /&gt;Çolpan İlhan da tiyatrodaki rol arkadaşlarındandır. Filmlerde de birlikte oynarlar. 1959 yılında çevirdiği YALNIZLAR RIHTIMI adlı filmde Çolpan İlhan’la aralarında başlayan aşk evlilikle noktalanır. Evlendikten bir kaç sene sonra Kerem Alışık dünyaya gelir..&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnkCNB07tI/AAAAAAAAAJA/WVqrD8zNQ5w/s1600-h/sadri-ay%C5%9Fecik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnkCNB07tI/AAAAAAAAAJA/WVqrD8zNQ5w/s320/sadri-ay%C5%9Fecik.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Küçük Hanımefendi, Şakayla Karışık, Turist Ömer gibi onlarca filmde oynamış, sevilen, aranan bir aktör olmuştur. &lt;br /&gt;Sadri Alışık, güldürürken düşündüren tiplemeleriyle; güzelliğe tutkun, dürüstlüğü ve doğruluğu özleyen insanımızı oynadı.. Bu yüzden, benimsendi, sevildi…&lt;br /&gt;Yetmişli yıllarda birçok sinemacı gibi Sadri Alışık da gazinolarda sahneye çıkar. Oyunculuğunu televizyon dizilerinde sürdürür... Sinema dışında şiirler yazar, resimler yapar. Merhaba İstanbul’um şiiri Avni Anıl tarafından bestelenir. Şarkıyı İnci Çayırlı okur. &lt;br /&gt;En iyi dostu Ayhan Işık'ın ölümünden çok etkilenir. İçkiyi çok seven Sadri Alışık, Ayhan Işık’ın ölümüyle kendini iyice içkiye verir... &lt;br /&gt;90’lı yılların başında hastalık günleri de başlamıştır. Karaciğer yetmezliğinden günlerce komada kalır. Herkesin umudunu yitirdiği günlerde Amerika'da yaşayan Türk doktoru Münci Kalayoğlu tarafından ameliyat edilir... &lt;br /&gt;Beşyüzün üzerinde film çeviren Sadri Alışık, en son rolünü Yavuz Özkan’ın yönettiği Yengeç Sepet'inde oynar... Bu filmdeki oyunuyla, Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alır...&lt;br /&gt;Artık hastalıklar yakasını bırakmamaktadır. 1995’in Mart ayında Amerikan Hastanesi’nden bizlere ulaşan son sözleri şunlardır: “YAŞAMIM BOYU SİZLER İÇİN YAŞADIM. SİZLERE, SİZİ OYNAMAYA ÇALIŞTIM YAŞAMIM BOYU. ACILARINIZI VE SEVİNÇLERİNİZİ FİLMLERİME DÖKTÜM. ŞİMDİ SİZLERDEN TEK İSTEĞİM, BENİ HEP SEVİN VE BENİ HİÇ UNUTMAYIN...''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadri Alışık 18 MART 1995 yılında ailesine, sevenlerine, yarım asırlık dostu sinemasına ve canı kadar sevdiği İstanbul'una veda ederek ayrılır aramızdan.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6176411047844465064?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6176411047844465064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/hayatyla-karsk-sadri-alsk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6176411047844465064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6176411047844465064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/hayatyla-karsk-sadri-alsk.html' title='Hayatıyla karışık Sadri Alışık…'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxnjOYk7wAI/AAAAAAAAAIo/PBtZDIE7yF0/s72-c/sadri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6089521552451200368</id><published>2009-12-04T19:00:00.001-08:00</published><updated>2009-12-04T19:04:56.844-08:00</updated><title type='text'>Gülistan Güzey-Sadri Alışık</title><content type='html'>&lt;b style="color: #990000;"&gt;Gülistan Güzey-Sadri Alışık &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Her şey değişmişti ve bu değişimi en iyi sinema yansıtıyordu. Örneğin insanlar, Üç Arkadaş filminde izlediği (hatta belki de çocukluğunda yaşadığı) sevgi, dostluk ve dayanışma ruhunu, bugünün dünyasında bulamıyordu. Şimdi dünya farklıydı... Bu farklılaşmayı, değişimi Tunç Başaran’ın Piano Piano Bacaksız filminde de iliklerimize kadar irkilerek izliyoruz. Bu filmde değişim şu cümlelerle ne güzel anlatılıyordu: “Biz eskiden de açtık, ama açlığı da adam gibi yaşıyorduk.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabınız varsa başlığa tıklayarak&lt;br /&gt;filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6089521552451200368?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/home.php?#/video/video.php?v=173998608038&amp;ref=mf' title='Gülistan Güzey-Sadri Alışık'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6089521552451200368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6089521552451200368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6089521552451200368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/12/blog-post.html' title='Gülistan Güzey-Sadri Alışık'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-1585721063121294866</id><published>2009-11-29T03:50:00.000-08:00</published><updated>2009-11-29T04:02:23.071-08:00</updated><title type='text'>Yaşamı boykot eden ‘Yeşilçamzede’ SUPHİ KANER</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJebWqQVNI/AAAAAAAAAHI/fMgAbIEshr0/s1600/suphi2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJebWqQVNI/AAAAAAAAAHI/fMgAbIEshr0/s400/suphi2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1960’lı yılların sonunda birçok yaşıtım gibi, yazları çeşitli işlerde çalışırdım. Mahalle bakkalına çıraklık yapmak, haftasonları maçlarda gazoz satmak ve niyet çektirmek de misket oynamak, gazoz kapağı biriktirip ‘hangi baş’ oynamak kadar zevkle yaptığım işlerdi. Yaz-kış en büyük eğlencemizse ailecek gittiğimiz sinemalarda izlediğimiz filmlerdi. O yıllarda, yazlık sinemaların hayatımızdaki yeri başkaydı. Nubar Terziyan’ları, Hulusi Kentmen’leri, Danyal Topatan’ları, İhsan Yüce’leri o filmlerde tanıdım. Arkadaşları için her türlü fedakarlığı göze alan insanlar, haksız yere teklif edilen paraları karşısındakinin yüzüne çarpan ‘yoksul ama onurlu gençler’, o filmlerin ‘bizden insanları’ydı. "Üç Arkadaş" filminin yoksul ama sevgiyi, dostluğu ve dayanışmayı herşeyin üstünde tutan onurlu insanları bize bugün bile hayat dersi vermektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Birçok işte çalışmama karşın, en çok sinemalarda çalışan yaşıtlarıma imrenirdim o günlerde. Çünkü benim gidemediğim, izleyemediğim filmleri onlar hiç kaçırmıyorlardı. Yine de gittiğimiz sinemalarda ‘alaska frigo’ ve gazoz satan o çocuklar kadar iyi tanırdım sinema oyuncularını. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJep6Y2OeI/AAAAAAAAAHQ/AxumcMN83Vw/s1600/suphi4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJep6Y2OeI/AAAAAAAAAHQ/AxumcMN83Vw/s400/suphi4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;İşte o yıllarda tanımış ve çok sevmiştim Suphi Kaner’i, o hüzün yüzlü, hüzün bakışlı komedyeni. Beni çok etkileyen oyunculardan olmuştu. O yıllarda birçok filmini izlemiştim, yaşadığı dramı bilmeden. Çok sonraları öğrendim, yıllarca yoksul bir hayat sürdüğünü, ayakta kalabilmek için sinemalarda çalışmak da dahil, marangozluktan elektrikçiliğe, ayakkabı tamirciliğine, tiyatroculuktan gazeteciliğe ve sinema oyunculuğuna kadar&amp;nbsp; birçok işte çalıştığını. Yine çok sonraları öğrendim intihar ederek yaşamına son verdiğini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Telgraf hat bakıcısı Ömer Efendi ve Nâzime Hanım’ın tek çocuğu olan Suphi Kaner, 19&amp;nbsp; Ocak 1933 yılında Cerrahpaşa’da dünyaya gelir. Alt katında marangozhane olan yoksul, ahşap, kira evinde... Babası genç yaşta ölür ve yaşlı, hasta annesi evlere çamaşıra gider. Suphi Kaner de çok küçük yaşlarda çalışmaya başlar. "İlk olarak Hayat Karamelaları" satar, okul tatillerinde de ayakkabı tamirciliği yapar. Elektrikçilik, marangozluk gibi işlerden sonra Şehzadebaşı’ndaki Ferah ve Turan sinemalarında fıstık, gazoz satar. O yıllarda oyunculuğa gönül vermiştir. Yazarlığı da vardır Suphi Kaner’in. Hikaye ve şiir yazar. Yazdığı hikayeleri yayınlatmak üzere götürdüğü gazetenin yazıişleri müdürü, "Bununla para kazanamazsın. Gel en iyisi gazete sat" der ve Suphi Kaner o işi de yapar. Sonra yine bir sinemada yer göstericiliği yapmaya başlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJe5DbqwkI/AAAAAAAAAHY/UwQbDj40eV8/s1600/suphi5.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJe5DbqwkI/AAAAAAAAAHY/UwQbDj40eV8/s320/suphi5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1946 yılında Eyüp Halkevi’nde sahneye çıkar, "Süt Kardeşler" ve "Mozambik" revülerinde oynar. Ardından da Yeşilçam’a gelir. Film yazıhanelerinde çalışmaya başlar. Yeşilçam’ın ‘hamallığını’ yapmaya başlamıştır. Fikret Hakan ve Öztürk Serengil en yakın dostlarıdır. Ya kahvelerde ya da Fikret Hakan’ın annesinin evinde yatmaya başlarlar. Hergün beş parasız oyuncu kahvelerinde iş bekliyorlardır ve o iş bir türlü gelmiyordur. Fikret Hakan’la birlikte “Sahne 8” adlı bir tiyatro grubu kurup, turnelere çıkarlar. Zamanla Fikret Hakan da Öztürk Serengil de Suphi Kaner de, yaşadıkları çileli ve yoksul günlerden sonra, Yeşilçam’da ‘dikiş tutturur’lar. Suphi Kaner başrollerde oynamaya başlar. Halktan, sevimli tiplemeleriyle sevilen bir komedyen olarak ünlenir. Artık günlerce film teklifleri beklemiyor, setten sete koşuyordur. Öztürk Serengil’e ve O’nun anılarını referans alan sevgili Taner Ay’a göre "Para, Suphi Kaner’i Suphi Kaner’e yabancılaştırmıştır, en başta. Alkollü gecelerini alkollü 24 saate genişletecek kadar mutsuzluğuyla." (11) Ben yine de bu yargıları biraz acımasız bulmuşumdur yıllardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJfGUN6c-I/AAAAAAAAAHg/hEClApNOEoQ/s1600/suphi6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJfGUN6c-I/AAAAAAAAAHg/hEClApNOEoQ/s400/suphi6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Suphi Kaner 1959’da evlenir, Aşkın ve Taşkın adında ikizleri olur. Artık sadece eşi ve ikizleri vardır hayatında. Onlar için yaşıyor, onlar için daha çok çalışıyordur. Fakat Yeşilçam acımasızdır. Zamanla diğer yüzünü göstermeye başlar. Yaşadığı yoksul ve çileli geçmişin yarattığı tahribat yakasını bırakmamış, taşıdığı izler, yaşadığı hayalkırıklıkları sürekli yalnızlığa ve bunalıma itmiştir Suphi Kaner’i. O da birçok meslektaşı sanatçı gibi, örnekse Yıldırım Önal, Cahide Sonku, Tugay Toksöz gibi dostluğu içkide aramıştır en paralı, en yoksul günlerinde de. Yeşilçam’ın sevimli güldürü ustası bunalıma girdiği günlerde iki kez intiharı denemiştir. Alkolle sorunu olduğu için setlerde de ‘sorunlar’ yaşıyor, film şirketleriyle arasında anlaşmazlıklar çıkıyordur. Bir sinema dergisine şöyle bir ilan verir: "Sayın seyircilerim ve meslektaşlarım... 24. 11. 1961 tarihinden itibaren, on yıldan beri devamlı olarak içtiğim içkiyi, gerek sıhhatim ve gerekse dostlarıma karşı davranışlarımın anormalleşmesi bakımından bıraktım... Bundan böyle, her kim beni içki içerken veya içkili görürse kendilerine tarafımdan 1000 TL’sı ödenecektir. Hürmetlerimle." (12) Fakat sözünde duramaz, içki içmeyi sürdürür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Suphi Kaner’le, -ne acıdır ki yıllar sonra o da yaşadığı ekonomik kriz, borçlar ve çeşitli sorunlar nedeniyle intihar edecek olan- Nevzat Pesen’in sahibi olduğu Pesen Film arasında bir sorun yaşanır. Suphi Kaner, anlaşması olduğu halde filmi yarım bırakır ve çekimlere gitmez. Bunun üzerine Nevzat Pesen, işi aksattığı ve şirketi zarara uğrattığı için Suphi Kaner’i, Prodüktörler Cemiyeti’ne şikayet eder. Prodüktörler Cemiyeti de 1963’ün Haziran ayında bir bildiri yayınlayarak tüm film şirketlerine gönderir ve "...Oynamayı kabul ettiği rolü filmin yarısında bırakarak film şirketini maddi, manevi zarara soktuğu için" anlaşmazlık çözülene kadar Suphi Kaner’e "iş verilmemesini rica eder." Bu "ihtar" niteliğindeki bildiri, apaçık bir boykottur. Bu boykottan sonra sinemamızın önemli ve yetenekli aktörü Suphi Kaner en verimli günlerinde, işsiz kalmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJfTVvGJwI/AAAAAAAAAHo/bWC90_LRtsA/s1600/suphi3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJfTVvGJwI/AAAAAAAAAHo/bWC90_LRtsA/s320/suphi3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Suphi Kaner de boykot kararına tepkilidir ve yapımcıları, film şirketlerini suçluyordur. Ölümünden birkaç gün önce ziyaret ettiği Ses dergisinde yaptığı söyleşide şunları söyler: "Yeşilçam’a geldiğim gün on beş liram vardı, işte şimdi on liram var. Ama, ben o film prodüktörleri için hayatımı, kanımı, canımı verdim. Onlar benim iş hürriyetimi tahdit etmek cesaretini nereden buluyor? Bu insan haklarına aykırıdır, insan haklarını çiğnemektir. Fakat onlara göre ben ‘insan’ değilim ki. Prodüktörler Cemiyeti beni halktan ayırmak istiyor. Otuz milyon seyircinin tebessümlerini çalmaya kimsenin hakkı yok! Beni öldürmek istiyorlar, ama ben bile öldüremiyorum. İki defa intihar ettim, ölmedim." Bu sözleri söylerken gözlerinden yaşlar boşanır Suphi Kaner’in. Sakinleşince sürdürür konuşmasını: "Türkiye’deki bütün kameraları sırtımda taşıdım. 18 yılda bu hale geldim. Hammalı aktör diye karşılarında görmek ağır geliyor. Aktör’ün cemiyeti, sendikası yok. İki çocuğuma dua etsinler, şimdi daha temkinli, daha efendice mücadele edeceğim. (...) İçkiyi aleyhime silah olarak kullanıyorlar. Bu olayların içki ile ilgisi yok. Beni ‘röntgenci’ rolüyle seyircilerimin karşısına çıkarmak istediler. Onu farkedince terkettim. Beni seven seyircilerimin hanımlarına ben kötü gözle asla bakamam. Rol bile olsa bakamam." &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Suphi Kaner kendisine önerilen role içerlemiştir. Hep güldüren ve hüzünlendiren sempatik aktör, "kötü" adam rolünde seyircilerinin karşısına çıkmak istemez. Fakat Yeşilçam ve insanlar acımasızdır. Duyarlı ve içine kapanık aktör dişiyle, tırnağıyla mücadele ederek, yoksulluklarla, çilelerle boğuşarak geldiği yerde onurlu mücadelesini sürdürmek istemiştir yalnızca. O da birçok ‘benzeri’ gibi yalnızdır, kırgın ve küskündür. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJfdojc9MI/AAAAAAAAAHw/aYBnFQZn8ng/s1600/suphi1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJfdojc9MI/AAAAAAAAAHw/aYBnFQZn8ng/s320/suphi1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Türk sinemasının güldürü ustası, sempatik aktörü Suphi Kaner, 1963 yılının Ağustos ayında, henüz 30 yaşındayken arkadaşı Afif Yesari’nin evinde, üç tüp "Nembutal" adlı haplardan içip intihar ederek yaşamına son verir. Son konuşmalarının ve ölüm haberinin yer aldığı Ses dergisinde sanatçı Afif Yesari’nin evinin fotoğrafının altında, fotoğraf altı olarak "Bu evde öldü" başlığıyla birlikte şunlar yazıyordu: "Kasımpaşa Bahriye Caddesi No. 181.. Suphi Kaner’in son adresi buydu. Birçok kira evi değiştirmişti, en sonunda arkadaşı Afif Yesari’nin evinde geceyi geçirmek istemişti. Arkadaşları intihar edeceğini hiç ummadılar. Onlara da oyun oynadı ve üç tüp ‘Nembutal’ yutarak öldü. Ölümü garantilemek için yatarken ‘beni 12’den önce uyandırmayın’ demişti. Şimdi, yıllardır hasret kaldığı rahat uykusunu bol bol uyuyacak. Hiçbir iş davetiyesi veya boykot kararı uykularını kaçırmayacak."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;&lt;b&gt;Oyuncu olarak yer aldığı filmler&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJf5w9Q46I/AAAAAAAAAIA/MXjzqvr_z68/s1600/suphi+cenaze.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJf5w9Q46I/AAAAAAAAAIA/MXjzqvr_z68/s200/suphi+cenaze.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;1957: Namus Kurbanı, Korsan, 1958: Meyhanecinin Kızı/Mapushane Çeşmesi, Sevmek Günah Mı, Mahkumun Ahı, Esrarlı Kadın/Günah Bende, 1959: Sevdalı Gelin, Aşk Rüyası, Allah Büyüktür, Benzincinin Aşkı, 1960: Gecelerin Ötesi, Bir Yaz Yağmuru, Dolandırıcılar Şahı, Ben Masumum, Fedakar Onbaşı, Namus Uğruna, Ölüm Perdesi, Sığıntı, Aslan Yavrusu, Aşk Hırsızı, Cici Katibem, Gece Kuşu, Fedakar Arkadaş, İlk Aşk, Mahallenin Sevgilisi, Ölümlü Dünya, Yanık Ömer, Üsküdar İskelesi, 1961: Duvaksız Gelin, Otobüs Yolcuları, Doğmadan Ölenler, Yasak Aşk, Afacan, Aşk Ve Yumruk, Avare Mustafa, Ayrı Dünya, Güneş Doğmasın, İki Yetime, Hancı, Altın Hırsı,&amp;nbsp; Acar Kardeşler, Cambaz Kızın Aşkı, Kara Dut, Tatlı Günah, Bitmeyen Mücadele, İstanbul'da Aşk Başkadır, Kabadayılar Kralı, Kahraman Üçler, Mahalle Arkadaşları, Yedi Günlük Aşk, Ümitsiz Bekleyiş, Yavru Kuş, Vatan Fedaileri, 1962: Küçük Hanımın Şoförü, Kırmızı Karanfiller, Ayşecik Ateş Parçası, Sevimli Serseri, Bir Çiçek Üç Böcek, Acı Ve Tatlı, Aşk Bekliyor, Zorlu Damat, Çöpçatan, Ekmek Parası, Cafer Çocuk Hırsızı, Atı Alan Üsküdar'ı Geçti, Bir Aşk Günahı, Bir Haydut Sevdim, Bir Milyonluk Macera, Dilberler Yuvası, Gol Kralı Cafer, Gönül Ferman Dinlemez, Gümüş Gerdanlık, Meteliksiz Aşıklar, Neşemizi Bulalım, Şeyh Ahmed'in Torunu, Şaka Yapma, Şarkıcı Kız, Şoförün Karısı, 1963: Üç Çapkın Gelin, Çapkın Hırsız, Erkek Fatma Evleniyor, Bulunmaz Uşak, Bahriyeli Ahmet, Ali Derler Adıma, Aman Kimse Duymasın, Azrailin Habercisi, Bir Milyonluk Macera, Sabah Olmasın, Perişan, 1964: Tığ Gibi Delikanlı, Bücür, Ayvaz Kasap, Mapushane Çeşmesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;&lt;b&gt;Yönetmenliğini yaptığı filmler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;1959: Allah Büyüktür, 1960: Üsküdar İskelesi, 1961: Duvaksız Gelin, Yedi Günlük Aşk, 1964: Mapushane Çeşmesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;&lt;b&gt;Yapımcılığını yaptığı filmler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;1961: Yedi Günlük Aşk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;&lt;b&gt;Senaryosunu yazdığı filmler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 10pt;"&gt;1959: Allah Büyüktür, 1960: Fedakar Arkadaş, 1961: Duvaksız Gelin, Yedi Günlük Aşk&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-1585721063121294866?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/1585721063121294866/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/yasam-boykot-eden-yesilcamzede-suphi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1585721063121294866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1585721063121294866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/yasam-boykot-eden-yesilcamzede-suphi.html' title='Yaşamı boykot eden ‘Yeşilçamzede’ SUPHİ KANER'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxJebWqQVNI/AAAAAAAAAHI/fMgAbIEshr0/s72-c/suphi2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-5225276024622212119</id><published>2009-11-27T21:47:00.000-08:00</published><updated>2009-11-27T22:09:12.019-08:00</updated><title type='text'>Erkan Yücel - Yanıp tutuşanlardan nice aydınlık doğar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC7eDYuvUI/AAAAAAAAAGQ/_hqUOk3gR9o/s1600/ErkanY%C3%BCcel.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC7eDYuvUI/AAAAAAAAAGQ/_hqUOk3gR9o/s400/ErkanY%C3%BCcel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;Erkan Yücel’e, Yılmaz Güney’e ve ışıklarıyla yolumu aydınlatanlara..&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yansın pervane yansın, kardeşlerim uyansın,/&lt;br /&gt;Pervane ışık arar, arar tutkudan yanar/ &lt;br /&gt;Yanıp tutuşanlardan nice aydınlık doğar/ &lt;br /&gt;yansın pervane yansın, kardeşlerim uyansın/ &lt;br /&gt;Güçlükleri aşmalı, güneşe ulaşmalı/ &lt;br /&gt;Yansın şu yürek yansın, yakana kavuşmalı,/&lt;br /&gt;Yansın pervane yansın, kardeşlerim uyansın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC73TVgH6I/AAAAAAAAAGY/K5PQaBQW8yA/s1600/9.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC73TVgH6I/AAAAAAAAAGY/K5PQaBQW8yA/s400/9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bazı insanlar tarih yazmaya, tarih yapmaya gelirler dünyaya. Yaşam biçimleriyle, yaptıkları işlerle, söyledikleri sözlerle, duruşlarıyla örnek olurlar. Dünyayı güzelleştirir, tarihin akışını değiştirirler. Erkan Yücel de, tıpkı Nazım Hikmet gibi, Aziz Nesin gibi, Yılmaz Güney gibi tarih yazan büyük sanatçılardandı. Fakat bu ülke ne yazık ki sanatçısını, aydınını sevmiyordu Erkan Yücel’in yaşadığı yıllarda. Sanatçısına düşünmeyi, düşündüğünü açıklamayı, mutlu olmayı, güzellikler içinde yaşamayı çok görüyor, dahası yasaklıyordu. Erkan Yücel de duruşundan dolayı dışlanmaktan, baskılardan, acılardan payına düşeni bolca aldı. Oyunları, filmleri yasaklandı. Hiçbir koşul altında teslim olmadı, yılgınlığa düşmedi.  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC8LYUizvI/AAAAAAAAAGg/uFphb5ttwOI/s1600/ek2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC8LYUizvI/AAAAAAAAAGg/uFphb5ttwOI/s400/ek2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Başka bir dünya mümkündü onun için; ideallerine, inandığı, düşlediği daha güzel bir dünya için mücadeleye adadı hayatını. Tiyatroya, sinemaya adadı, hep daha iyisini yapabilmek için çabaladı. Çoğu zaman iki oyun arasını cezaevlerinde, nezarethanelerde geçirdi. Onat Kutlar’ın yazdığı gibi, “umutla direndi olumsuzluklara. Işıyarak, çevresini ışıtarak. Bu anlamda, onun yaşam çizgisi, tutarlı bir grafik oluşturur. Işırken sürekli kendinden verdi ve bir gün yok oldu.” (1)&lt;br /&gt;“Erkan Yücel, sanatı dünyayı değiştirmek, toplumu aydınlatmak, bu yolla iyiye ve güzele ulaşmak için yapan sanatçılardandı. İnançlarını hiç yitirmedi, yeteneklerini, sanat anlayışı ile birlikte bu inançlara katık yaptı. Sahnede güldü güldürdü. Boynunu ancak kendisini alkışlayan halkını selamlamak için eğen örnek sanatçılardandı.” (2)&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC8WjM91wI/AAAAAAAAAGo/MQc4v-4ATyI/s1600/ek1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC8WjM91wI/AAAAAAAAAGo/MQc4v-4ATyI/s320/ek1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tam yirmi yıl geçti ölümünün üzerinden. Erkan Yücel’i tanıyanlar onun gülen yüzünü, ışıl ışıl parlayan gözlerini, yaşama sevincisini, coşkusunu, her koşul altında hayatın güçlüklerine mizahla direnme gücünü ve çevresine yaymaya çalıştığı umutlarını, inançlarını asla unutamadı. Bütün unutturma çabalarına, yok saymalara, yasaklamalara, sansürlere karşın ışığıyla her zaman yolumuzu aydınlatmayı sürdürdü. &lt;br /&gt;Dev-Genç’lileri dev gibi gençler sandığım günleri ve çocuk dünyamla bile algılayabildiğim 12 Mart’ın o karanlık günlerini geride bıraktığımız yıllarda tanımıştım Erkan Yücel’i. Ne yazık ki yaşımın yetmemesinden Ankara Sanat Tiyatrosu’nun ve AST’daki Erkan Yücel’in o efsane günlerine tam olarak yetişememiştim. AST’tan ayrılmış Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu’nu kurmuştu. İstanbul’a turneye geldiklerinde bütün oyunlarını izliyordum. Müthiş bir sahne cazibesi vardı. Sahnede devleşen, göründüğü anda müthiş bir etki yaratan, izleyenleri büyüleyen Erkan Yücel’i hiç unutamadım. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC9fS3aHaI/AAAAAAAAAGw/2jVYbNKDM3Y/s1600/portre.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC9fS3aHaI/AAAAAAAAAGw/2jVYbNKDM3Y/s400/portre.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ölümünün yirminci yılında, efsane oyuncunun bölük pörçük ve farklı kişilerde yaşayan anılarını, tanıklıkları, dostlarına, yol arkadaşlarına topluca sunmayı, derli toplu, kalıcı bir belge bırakmayı, genç kuşaklara da “Işıyarak Yok Olan Aktör, Erkan Yücel: Şimdi Geçti Buradan” başlığıyla tanıtmayı hedeflediğim ve iki yılı aşan bir sürede gerçekleştirebildiğim belgeselde yüz on yedi kişiyle görüştüm, anıları, tanıklıkları kaydettim. İlk gençliğimde hayranlıkla izlediğim, tiyatrosuna gidip kısa bir süre kursiyer olduğum, sinemada da tiyatroda da canlandırdığı tiplemeleri, karakterleri unutamadığım Erkan Yücel’le ilgili onlarca anı dinledim. “Müthişti...” diye başlıyordu neredeyse bütün cümleler. “Sahnede onu izlemeye doyamazdık. Kıskanırdık, çok kıskanırdık” diye sürüyordu. Çoğu zaman gülerek konuştuğumuz, kimi zaman ağlamaklı olduğumuz, göz yaşlarımızı tutumadığımız anılardan gerçekten olağanüstü bir Erkan Yücel fotoğrafı çıkıyordu karşımıza. &lt;br /&gt;Hamurunda doğuştan oyunculuk mayası olan Erkan Yücel, dana çocuk yaşlarda yaşadığı ortamlarda oyunlarını sürdürürken bir yandan da dış dünyadaki gerçek tiyatroyu, sahneyi, orada sahnelenen oyunları, oyuncuları merak etmekte, onları tanımak istemektedir. Gazetecilerin tiyatrolara bedava girdiğini, oyunları bedava izlediklerini öğrenmiştir bir yerlerden. Bu naif çocukluk hali ve küçük yanlış anlama sonucu, gündüz satamadığı iade gazeteleri koltuğunun altına sıkıştırdığı gibi Küçük Sahne’nin yolunu tutar. Biletli izleyicilerle birlikte kuyruğa girer. İçeri girme sırası kendisine geldiğinde, kapıdaki görevlinin bilet sormasına şaşıran Erkan Yücel kendinden emin, "ben gazeteciyim ağabey" der görevliye, kolunun altındaki gazeteleri göstererek. Bu kez şaşırma sırası kapıdaki görevlilerdedir. Durumu anlamaları uzun sürmez. Bu küçük yanlış anlamaya gülen görevliler, tiyatro sevdalısı gencin hevesini kırmazlar ve balkonun arkasından oyunu izlemesine izin verirler. &lt;br /&gt;Erkan Yücel, kendi çabası ve yeteneğiyle çok genç yaşta tiyatronun ustaları arasında yerini alır. Kısacık hayatına çok şey sığdırmıştır. Çağdaş Nasrettin Hoca Erkan Yücel, sınırlarla tanımlanamayacak bir dünya sanatçısıdır fakat dünya çapında tanınmasını sağlayacak işler yapması hep engellenmiştir. San Remo Film Festivali’nde ve Antalya Film Festivali’nde aldığı “En iyi erkek oyuncu” ödülü görmezden gelinir, haberlere konu olmaz. Yönetmenler filmlerinde oynatmak isterken yapımcılar politik görüşlerinden dolayı oynamasını istemezler. Erden Kıral “Ayna” filminde Erkan Yücel’i oynatmak ister fakat yurt dışında çekilen filme yasaklı olduğu ve pasaport alamadığı için gidemez. Ali Özgentürk “At” filminde Erkan Yücel’i oynatmak ister, o da çeşitli nedenlerle gerçekleşemez. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC-DfAbhFI/AAAAAAAAAG4/UOWJXEnsxFA/s1600/ZenigininMaceralari-AST.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC-DfAbhFI/AAAAAAAAAG4/UOWJXEnsxFA/s320/ZenigininMaceralari-AST.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kendisiyle ilgili büyük hayalleri vardır. Dünya çapında işler yapmaktan, sinemada ve tiyatroda büyük işlere imza atmaktan söz eder son günlerinde çevresindekilere. Kaza geçirdiği son filmine gitmeden önce hem eşi Şükran Yücel’e hem de Doğu Perinçek’e hayatının rolünü oynayacağını, filmdeki “Uçurtmacı Ali” rolünün, yıllardır beklediği rol olduğunu ve birgün mutlaka Oscar’ı alacağını söyler. Çok coşkuludur.&lt;br /&gt;Yine film çekimine gitmeden önce yapılan son röportajında “Nedense oynadığım her filmin başına birşeyler geldiğinden izleme olanağı olmuyor. Endişe filmi yasaklandı, Yorgun Savaşçı adlı TV filmi yakıldı, bakalım çekimine başlanacak ‘Kanlı Düğün’ün başına neler gelecek” demişti. (3) &lt;br /&gt;Lorca’nın “Kanlı Düğün”ünden uyarlanan “Sevda” adlı filmin çekimleri için gittiği Kuşadası’nda, geçirdikleri trafik kazasında hayatını kaybeder Erkan Yücel. Ölüm tarihi 9 Eylül olarak geçer kayıtlara. Kanlı Eylül bir başka yüüzünü daha göstermiştir bizlere o gün. &lt;br /&gt;Aradan yirmi yıl geçti. Cumhuriyet tarihinin en fazla ve en hızlı insan kirlenmesinin yaşandığı bir yirmi yıl. Çok şey değişti... Erkan Yücel’lerin dünyasına özgü sevgi, dostluk ve paylaşım gibi erdemler yokedilmeye çalışıldı. Yeni kültürler ve yeni bir insan tipi oluşturuldu. Kıskanç, hırslı, bencil, faydacı ve konformist olan, sistemle barışık bu yeni insan tipi ‘Onurlu aydın ve sanatçı portresi için örnek olabilecek’ Erkan Yücel’i elbette unutuşa terk etmek isteyecektir. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC-eh-4wZI/AAAAAAAAAHA/A8vRur_lbak/s1600/ey53_Meddah.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC-eh-4wZI/AAAAAAAAAHA/A8vRur_lbak/s400/ey53_Meddah.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Belgesel görüşmelerinde Ali Özgentürk şöyle demişti: “Erkan Yücel Türkiye’nin güzelliklerinden biri. Erkan’ı hatırlayan birisi Erkan’la ilgili bir dokümanter yazıyor ve bu gerçekleşiyor. Bu hoş bir şey. Hani diyorlar ya Türkiye hafızasızdır şudur budur aslında değildir. Biri çıkar, bir sürpriz yapar. Türkiye sürprizleri bol ülkelerden biri. Türkiye’nin sürprizlerinden biri de belki Erkan’dı. Erkan gibi bir aktörün çıkması... O günlerin Türkiye’sinde yapmak istediği tiyatro...”&lt;br /&gt;İnsan, yaşadığımız bu günlerde nasıl da ihtiyaç duyuyor Erkan Yücel’e, Yılmaz Güney’e, Aziz Nesin’e, Uğur Mumcu’ya....&lt;br /&gt;Erkan Yücel’in umutları yaşıyor ve ışığıyla bugün de yolumuzu aydınlatıyor. “Şimdi bizlere düşen, en azından bu ışıklı anıyı, unutuşa terketmemektir.” (4) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) Onat Kutlar. Işıyarak Yok Olan Aktör. Milliyet Sanat Dergisi, Ekim 1985 &lt;br /&gt;(2) Uğur Mumcu. Gözlem, 13 Eylül 1958, Cumhuriyet.&lt;br /&gt;(3) Handan Şenköken. 10 Eylül 1985, Cumhuriyet&lt;br /&gt;(4) Onat Kutlar. a.g.y.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-5225276024622212119?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/5225276024622212119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/erkan-yucel-yanp-tutusanlardan-nice.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/5225276024622212119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/5225276024622212119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/erkan-yucel-yanp-tutusanlardan-nice.html' title='Erkan Yücel - Yanıp tutuşanlardan nice aydınlık doğar'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxC7eDYuvUI/AAAAAAAAAGQ/_hqUOk3gR9o/s72-c/ErkanY%C3%BCcel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-7670451690030654275</id><published>2009-11-27T21:43:00.000-08:00</published><updated>2009-11-27T21:44:47.714-08:00</updated><title type='text'>YEŞİLÇAM'IN KÖTÜ ADAMLARI...</title><content type='html'>Birkaç kötü adam... Ahmet Tarık Tekçe, Turgut Özatay, Hüseyin Baradan ve Nuri Alço...&lt;br /&gt;Filmlerdeki ‘kötü adamlar’ ortak düşmanımızdı, fakat ben gizliden gizliye onları çok severdim. Hep iyi, sevimli ve babacan Hulusi Kentmen, Vahi Öz, Suphi Kaner, Nubar Terziyan, Necdet Tosun, Osman Alyanak kadar, sevimli kötü adam Ahmet Tarık Tekçe’yi, çirkin fakat hüzünlü Danyal Topatan’ı, genç kızların içkilerine ilaç koyarak ‘kötülük’ yapan Önder Somer’i, Bilal İnci’yi, Kenan Pars’ı, Hüseyin Baradan’ı hep çok sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: Facebook hesabı olanlar&lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-7670451690030654275?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?v=app_2309869772&amp;ref=name#/video/video.php?v=168544663038&amp;ref=mf' title='YEŞİLÇAM&apos;IN KÖTÜ ADAMLARI...'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/7670451690030654275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/yesilcamin-kotu-adamlari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/7670451690030654275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/7670451690030654275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/yesilcamin-kotu-adamlari.html' title='YEŞİLÇAM&apos;IN KÖTÜ ADAMLARI...'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-7328078971562492302</id><published>2009-11-27T21:42:00.001-08:00</published><updated>2009-11-27T21:42:04.527-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-7328078971562492302?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?v=app_2309869772&amp;ref=name#/video/video.php?v=168544663038&amp;ref=mf' title=''/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/7328078971562492302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/blog-post_27.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/7328078971562492302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/7328078971562492302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/blog-post_27.html' title=''/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-8885713472743623783</id><published>2009-11-27T21:41:00.001-08:00</published><updated>2009-11-27T21:41:35.727-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-8885713472743623783?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?v=app_2309869772&amp;ref=name#/video/video.php?v=168544663038&amp;ref=mf' title=''/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/8885713472743623783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8885713472743623783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8885713472743623783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/blog-post.html' title=''/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-8968325644941361838</id><published>2009-11-24T19:15:00.000-08:00</published><updated>2009-11-24T19:15:44.542-08:00</updated><title type='text'>Kral Ayhan Işık, Küçük Hanımefendi Belgin Doruk</title><content type='html'>Henüz televizyonun evlere girmediği yıllardı... Belgin Doruk Küçük Hanımefendi, Ayhan Işık Taçsız Kral'dı. Yılmaz Güney Çirkin Kral, Cüneyt Arkın Malkoçoğlu, Kartal Tibet de Karaoğlan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabınız varsa, &lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-8968325644941361838?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?ref=name#/video/video.php?v=166640103038&amp;ref=mf' title='Kral Ayhan Işık, Küçük Hanımefendi Belgin Doruk'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/8968325644941361838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/kral-ayhan-isk-kucuk-hanmefendi-belgin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8968325644941361838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8968325644941361838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/kral-ayhan-isk-kucuk-hanmefendi-belgin.html' title='Kral Ayhan Işık, Küçük Hanımefendi Belgin Doruk'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2526131649362641090</id><published>2009-11-23T16:17:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:17:14.738-08:00</updated><title type='text'>Sinemamızda İlk Kadın Yıldızlar</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:612.0pt 792.0pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Cumhuriyet öncesi yapılan filmlerin jeneriklerine, oyuncu kadrolarına baktığımızda, Türk kadın oyunculara rastlayamayız, çünkü Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkması, filmlerde oynaması yasaktır. Bu nedenle 1923 öncesi filmlerde Ermeni, Rum, Beyaz Rus gibi gayrimüslim azınlıklardan kadın oyuncular yer alır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1916 yılında çekilen “Himmet Ağa’nın İzdivacı” filminde oynayan Rozali Benliyan ve Lusi Avuşyak, Sedat Simavi’nin çektiği “Pençe”(1917) filminde oynayan Eliza Binemeciyan bu oyuncuların ilklerindendir. Onları Matmazel Blanche (Binnaz, 1919), Lydia Ley (Koruyan Ölü, 1917), Madam Kalitea, Bayzar Fasülyeciyan (Mürebbiye, 1919), Madam Sarmatova, Anna Mariyeviç, Helena Antinova (Boğaziçi Esrarı, 1922) gibi isimler izler. Yine 1922 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “İstanbul’da Bir Facia-ı Aşk” filminin başrolünde Anna Mariyeviç oynar. Aynı filmde oynayan diğer kadın oyuncular da gayrimüslim azınlık oyuncularıdır. Roza Felekyan, Liane Console, Aznif Mınakyan, Siranuş Aleksenyan’dır bu oyuncular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet’le birlikte Müslüman Türk kadınları da filmlerde oynamaya başlarlar. Türk kadın oyuncuların yer aldığı ilk Türk filmi Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Ateşten Gömlek” (1923) filmidir. Bu filmdeki kadın oyuncular Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir’dir. Sinema açısından Cumhuriyet’in kazandırdıkları arasında ilk sıralarda yer alan önemli bir durumdur bu. 1928 yılında çekilen “Ankara Postası” (Muhsin Ertuğrul) filminde Neyyire Neyir’in yanı sıra İsmet Sırrı da rol alır. Filmlerde rol alan üçüncü Türk kadını İsmet Sırrı’yı, Şaziye May, Emel Rıza, Halide Pişkin izler. 1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un çektiği, Nazım Hikmet’in Mümtaz Osman takma adıyla senaryosunu yazdığı “Söz Bir Allah Bir” filmiyle Cahide Sonku gelir Türk sinemasına. Tiyatro sahnelerinin yıldız oyuncusu, “Aysel Bataklı Damın Kızı” (1934) ve “Şehvet Kurbanı” (1940) filmleriyle sinemada da yıldızlaşır. 1939 yılında Feriha Tevfik’in başrolünü oynadığı “Allanın Cenneti” (M. Ertuğrul) filmiyle Nezihe Becerikli, yine aynı yıl “Bir Kavuk Devrildi” filmiyle Muazzez Arçay gözükmeye başlar beyazperdede. Aynı yıllarda Sezer Sezin, Gülistan Güzey, Handan Adalı, Oya Sensev, Aliye Rona, Mesiha Yelda, Gönül Beyhan gibi isimler sinemayla tanışan ve sonraki yıllara da kalan önemli kadın oyunculardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatronun ve sinemamızın efsane ismi Cahide Sonku, öncesinde bir tiyatro yıldızıdır. Bir yıldız olarak geldiği sinemada ilk filminden itibaren daha da büyür, ününe ün katar. Sinemanın yarattığı bir yıldız olmamakla birlikte, sinemada da yıldız olarak sürdürür ününü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Sineması’nın ilk ve gerçek yıldızı Sezer Sezin’dir kuşkusuz. Kuşkusuz böyledir diyoruz çünkü tarihi doğru okumak ya da doğru yazmak gerekir. Bilgi eksikliğinden, var olan eksik ya da yanlış bilgilerin çoğaltılmasından, kişisel nedenlerle yok saymaya yönelik metinler üretmekten kaynaklanan yanılgılar zincirinin her yeni yayınlanan kitapta, metinde sürdüğünü görüyoruz. Henüz ve iyi ki Sezer Sezin hayatta, Lütfi Akad da, Memduh Ün de, o dönemi yaşamış birçok sinemacı da… Önemli çalışmalar, kitaplar, metinler üreten araştırmacı arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, tarih yazıcıların, sinema üzerine fikir üretenlerin kendilerine ve “sahici” belgelere ulaşmaları zor değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemamızın, “Damga” (Seyfi Havaeri, 1948) ve “Vurun Kahpeye” (Lütfi Akad, 1949) filmiyle başlayan süreçte ilk yıldızlarını yarattığı fakat henüz bunun bir sisteme dönüşmediği günlerin yıldızlarını yok saymak, öncesinde sadece Cahide Sonku’dan söz edip “yıldızlar geçidini” Ayhan Işık ve sonrasına bırakmak, dahası başrol oyuncularıyla yıldızları ayırt etmemek bir yanılgı ve bilgi eksikliği olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendini yaratan insanlardandır Sezer Sezin. Çok küçük yaşlarda, annesinden habersiz evden kaçarak “Hürriyet Apartmanı” (1944) ve “Yayla Kartalı” (1945) filmlerinde küçük rollerde oynar. Yapımcı Necip Erses’in isteğiyle, “Köroğlu” filminde oynar; biraz daha iyi bir rolde. Atilla Revüsü’nde sahneye çıkıyor, dans ediyordur. “Damga” (1948) filmindeki ilk önemli oyunuyla ünlenir. Filmin bir hafta salonlarda kalmasını umarlarken, dört hafta gösterilir, kapılarda uzun kuyruklar oluşur. Arkasından “Vurun Kahpeye” (1949) filmi ile yıldızlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik sadece oyuncu olarak da yer almaz sinemada. Oynadığı filmlerin öykü-senaryo seçiminden, yönetmen seçimine, oyuncuların belirlenmesine kadar bütün aşamalarında yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“(…) Erman Kardeşler’de müdür olarak çalışmaya başlamıştım. Erman Kardeşler’in ilk filminde Sezer Sezin oynamıştı. Onun getirdiği bir teklifle Hürrem Bey, ‘Vurun Kahpeye’ üstünde düşünmeye başladı. (…) Satın aldık telif hakkını. Sonra da oturduk, Hürrem Bey, Sezer Sezin, Temel Karamahmut, İbrahim Serpil, Selahattin Küçük ve ben tartıştık. Sanıyorum bir iki günlük bir ön çalışma yaptık. (…) Bir gün sordum Hürrem Bey’e ‘bunu kim yürütecek?’ diye. ‘Sen yapacaksın’ dedi. (…) ‘Bu ağır bir iş. Ben şimdiye kadar böyle bir şey yapmadım’ dedim. ‘Yaparsın, yaparsın!’ dedi. O zaman tereddüt ettim. Sanıyorum Hürrem Bey’in bu teklifinde Sezer Hanım’ın bir etkisi olmuştur. Tabii karar veren Hürrem Bey’di ama Sezer Hanım’ın teşviki olmuştur, sanıyorum. Sezinlediğim kadarıyla böyle oldu.” (1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfi Akad, “Işıkla Karanlık Arasında” adıyla yayınlanan anılarında o günleri tekrar şu cümlelerle aktarır: “Bir gün Hürrem Erman bir kitap uzattı ‘Bunu oku bakalım’ dedi. Halide Edip Adıvar’ın ‘Vurun Kahpeye’ adlı kitabıydı, Sezer Sezin getirmiş. (…) Bir gün sırf merakımı gidermek için sordum: ‘Yönetmeni kim olacak bunun?’ Hürrem Erman gülerek ‘Sen’ dedi. Gülüyordu ama şaka eder bir hali yoktu. Ciddi olduğundan kuşkulanarak ‘Ben böyle bir şey yapamam’ dedim. Sakin bir şekilde ‘Yaparsın, biz düşündük yaparsın’ dedi. Biz dediği Sezer Sezin’di. ‘Vurun Kahpeye’ kitabını o seçtiği gibi’ Aliye öğretmen’ rolünü kendisinin oynayacağı doğaldı. Bu nedenle kafa dengi, rahat konuşacağı, ortak çalışma yapabileceği bir yönetmen arıyordu. Benim bu işin altından kalkabileceğime kendince inanmış olacaktı.” (2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filme çekilecek öyküyü Sezer Sezin belirlemiştir, sonrasında senaryo çalışmalarına katılmış, filmi kimin yöneteceğini belirlemiş ve başrolünü oynamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Erman Kardeşler” film şirketinin kurulmasında, “Damga” filminde yaşanan süreçte, sonrasında kimi oyuncuların, yönetmenlerin sinemaya kazanılmasında Sezer Sezin’in önemli katkıları vardır. “Sezer Sezin’in bulduğu bir hikâye ile Hürrem Erman kararını verdi ve ‘Damga’ adını koyacakları filmi Adapazarı’nda çekmeye koyuldular. (…) Baş erkek oyuncunun, elektrik idaresinde çalışırken Sezer Sezin’in zoruyla filmde oynamaya razı olduğu söyleniyordu. Adı Memduh’tu. İleriki yıllarda sinemamızın sözü edilen yönetmenlerinden biri olacaktı.” (3) Sözü edilen başrol oyuncusu Memduh, filmde Turhan Ün adıyla oynayan sonraki yılların usta yönetmeni Memduh Ün’dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sezer Sezin ‘Damga’ filmindeki başarısına ‘Vurun Kahpeye’ filmindeki başarısını da katarak Türk sinemasının ilk gerçek yıldızı oluyor.” (4) Örnekler çoğaltılabilir, belge ve kaynak çok, tanıklar hayatta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Arkadaşlarım oldu, Şakir Sırmalı, Hürrem Erman arkadaşımdı. Adapazarı’nda sinemaları vardı Hürrem’in ailesinin, buradan film alıp gönderiyordu. O sıralar Şakir Sırmalı bir film yapıyordu. Önceleri Muhsin (Ertuğrul) Bey çekiyordu, Sonraları Baha Gelenbevi, Faruk Kenç filmler yaptı. Amatör bir sevgi içindeydiler. Hiçbir zaman Türk sineması bir sanayi olamadı. Arap filmleri zaten almış başını gidiyor. Taksim Sineması tamamen Arap filmi, ecnebi filmler. Türk filmleri zaten çok az, o da sinema buluyorsa buluyor, en fazla bir hafta oynuyordu. Şakir’le de iyi arkadaşız, o film yapmaya başlayınca ben de Hürrem Erman’a baskı yaptım, ‘İlla film yapalım’ diye. ‘Ben anlamam, nasıl yapacağız’ dedi. ‘Yaparız, niye yapamayalım; bak Şakir de yapıyor, yapıyorlar. Sonra bana ‘Param yok benim’ dedi. Ben de ‘Borç buluruz’ dedim. O, ailesinden borç buldu, ortak kurduk şirketi. Hürrem’i ben zorladım film yapmaya, hiç niyeti yoktu. İsim ne koyalım diye düşünürken ‘Erman Kardeşler’ olsun dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eseri seçiyorum, senaryo aşamasında da oturup beraber çalışıyorum, yönetmeni seçiyorum, oyuncu seçimine kadar benim inisiyatifimdeydi. Fikret Arıt’ın ‘Güzel Yuana’sını okumuştum. Bunu film yapalım dedim. Okudu, çok beğendi ve hemen bunu senaryo şekline getir dedi. Seyfi Havaeri o zaman filmler yapıyordu, yönetmen olarak onu seçtim, filme (Damga) başladık. O ara Şakir Sırmalı’yla çalışan, hesap işlerine bakan Lütfi Akad, Hürrem’le tanışıyor, sonra benle tanıştırıyor Hürrem. Arkadaş oluyoruz. Biz bu işlere girince Lütfi Akad da bizim muhasebemize, mali işlerimize bakmaya başlıyor. Sonuçta biz ‘Damga’ filmini yaptık. Bir hafta oynasın diye biz böyle can havliyle bakarken dört hafta oynadı. İlk beni meşhur eden ‘Damga’dır. ‘Damga’ damgalamıştır Türk sinemasını. Arkadan ‘Vurun Kahpeye’ gelince işte Türk sinemasının ilk starı oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damga filmi Türk sinemasını canlandırmıştır, sanayi olabilmesi yolunda ilk adımı atmıştır. ‘Damga’ büyük bir iş yapınca, arkasından ‘Vurun Kahpeye’ de büyük iş yaptı, Taksim meydanında kadar uzun kuyruklar oluştu ve sonra ne oldu, biraz para bulan, evini barkını satan geldi filmciliğe girdi. Ben de biraz sebep oluyorum sanırım, payım vardır.” (5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 9pt;"&gt;(*) “Sinemamızda kadın oyuncular… İlk kadın yıldızlarımız…” başlıklı yazı Mesut Kara’nın “Türk Sineması’da 100 Kadın” adlı yayınlanmamış kitabından kısaltmalarla alınmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) Alim Şerif Onaran. lütfi Ö. Akad. Afa Yayınları, 1990&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2–3–4) Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(5) Mesut Kara. “Türk Sineması’da 100 Kadın” adlı yayınlanmamış kitabından kısaltmalarla alınmıştır. (Not: Sezer Sezin’le Temmuz 1996’da başlayan ve günümüze kadar süren görüşmelerimizden… Bu görüşmelerden edindiğim bilgilerin küçük bir kısmı “Yeşilçam’da Unutulmayan Yüzler” adlı kitabımda, bir kısmı yaptığım bir televizyon programında yer aldı.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2526131649362641090?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/group.php?gid=32562361677&amp;ref=ts#/topic.php?uid=32562361677&amp;topic=10891' title='Sinemamızda İlk Kadın Yıldızlar'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2526131649362641090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemamzda-ilk-kadn-yldzlar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2526131649362641090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2526131649362641090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemamzda-ilk-kadn-yldzlar.html' title='Sinemamızda İlk Kadın Yıldızlar'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-341447245883930136</id><published>2009-11-23T16:08:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:08:42.112-08:00</updated><title type='text'>sinemamızın ilk kadın yıldızı Sezer Sezin</title><content type='html'>sinemamızın ilk kadın yıldızı Sezer Sezin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sinema tarihinden önemli bilgiler...&lt;br /&gt;lütfi ö. akad, memduh ün, atıf yılmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlayan: mesut kara&lt;br /&gt;(kaynak belirterek alıntı yapılabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabı olanlar başlığa tıklayarak videoyu izleyebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-341447245883930136?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/inbox/?ref=mb#/video/video.php?v=165844193038&amp;ref=mf' title='sinemamızın ilk kadın yıldızı Sezer Sezin'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/341447245883930136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemamzn-ilk-kadn-yldz-sezer-sezin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/341447245883930136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/341447245883930136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemamzn-ilk-kadn-yldz-sezer-sezin.html' title='sinemamızın ilk kadın yıldızı Sezer Sezin'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6488433863102373401</id><published>2009-11-19T20:34:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:22:06.556-08:00</updated><title type='text'>ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan/Jenerik</title><content type='html'>ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan/Jenerik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: facebook hesabınız varsa, &lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6488433863102373401?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/group.php?gid=32562361677&amp;ref=ts#/video/video.php?v=162165003038&amp;ref=mf' title='ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan/Jenerik'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6488433863102373401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/syarak-yok-olan-aktor-erkan-yucel-simdi_58.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6488433863102373401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6488433863102373401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/syarak-yok-olan-aktor-erkan-yucel-simdi_58.html' title='ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan/Jenerik'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6848064424704617961</id><published>2009-11-19T20:14:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:21:30.379-08:00</updated><title type='text'>ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan</title><content type='html'>erkan yücel belgeselinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: facebook hesabınız varsa, &lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6848064424704617961?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?ref=name#/video/video.php?v=162479753038&amp;ref=mf' title='ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6848064424704617961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/syarak-yok-olan-aktor-erkan-yucel-simdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6848064424704617961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6848064424704617961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/syarak-yok-olan-aktor-erkan-yucel-simdi.html' title='ışıyarak yok olan aktör erkan yücel: şimdi geçti buradan'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-1175443773855265387</id><published>2009-11-19T20:10:00.000-08:00</published><updated>2009-11-19T20:10:59.508-08:00</updated><title type='text'>erkan yücel belgeselinden/komiklikleri ve nasreddin hoca fıkrası</title><content type='html'>"erkan yücel: şimdi geçti buradan" belgeselinden... erkan yücel'in komiklikleri ve erkan yücel’den nasreddin hoca fıkrası inanılmaz güzellikte ve komik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fıkra anlatmayı beceremeyen bir adamın fıkra anlatma çabası… taklidi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: facebook hesabınız varsa başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-1175443773855265387?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?ref=name#/video/video.php?comments&amp;v=163473448038' title='erkan yücel belgeselinden/komiklikleri ve nasreddin hoca fıkrası'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/1175443773855265387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/erkan-yucel-belgeselindenkomiklikleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1175443773855265387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1175443773855265387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/erkan-yucel-belgeselindenkomiklikleri.html' title='erkan yücel belgeselinden/komiklikleri ve nasreddin hoca fıkrası'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6064404435250975919</id><published>2009-11-17T19:30:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:09:46.009-08:00</updated><title type='text'>Atıf Yılmaz'dan küçük bir anı.</title><content type='html'>kötü bir çekim fakat değerli bir anı/belge&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabı olanlar başlığa tıklayarak videoyu izleyebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6064404435250975919?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=162035008038&amp;saved#/video/video.php?v=162035008038&amp;ref=mf' title='Atıf Yılmaz&apos;dan küçük bir anı.'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6064404435250975919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/atf-ylmazdan-kucuk-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6064404435250975919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6064404435250975919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/atf-ylmazdan-kucuk-bir.html' title='Atıf Yılmaz&apos;dan küçük bir anı.'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6808918144270498956</id><published>2009-11-15T17:51:00.000-08:00</published><updated>2009-11-17T19:32:47.969-08:00</updated><title type='text'>Sinemanın Çınarları-3: Halit Refiğ</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sinema Halit Refiğ için bilinçli bir seçimdir. Askerlik dönüşü Ankara’da yayınlanan Akis dergisinde, sinema yazarlığına başlar. Yıl 1956’dır ve yazıları ilgi çeker. Ardından Nijat Özön’le birlikte Sinema dergisini yayınlarlar. Daha sonra Yeni Sabah gazetesinde çalışmak üzere İstanbul’a gelir. Sinema çevresinin önde gelen isimleriyle yakınlık kurar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sinema üzerine kuramsal çalışmalar yapar, fikirler üretir. O dönemin önemli sinema yönetmenleri ve sinema yazarları Halit Refiğ’in evinde toplanırlar. Amaçları Türk sinemasını tanımak ve sorunlarını konuşmaktır. Halit Refiğ’in o günlerdeki modeli batı sinemasıdır ve toplumcu sinemayı savunur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sinemayı yaşam biçimi ve meslek olarak seçmiştir Halit Refiğ. Senaryo yazarlığı ve yönetmen yardımcılığının ardından 1960 yılında ilk filmi Yasak Aşk’ı çeker. Film basında büyük ilgi görür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Halit Refiğ zamanla kendi seyircisiyle iletişim kurmanın yollarını aramaya başlar. Bu arayışta Türk sinemasının kendi dilini oluşturduğunu gözlemler. Sinema anlayışı temelde değişmese de savunduğu kavramlar değişmiştir. Bu da batıcılıktan kopmayı getirir. Kendinden önce yapılanları yok saymadan ve kendi değerlerimizden, gerçeklerimizden yola çıkarak ulusal bir sinema dili oluşturmak gerektiğini düşünür. Görüşlerini yansıtan yazılarını Ulusal Sinema Kavgası adını verdiği kitabında toplar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sinema tarihçisi Giovanni Scognamillo, Halit Refiğ sinemasını üç ana döneme ayırır. Yasak Aşk, Seviştiğimiz Günler ve Gençlik Hülyaları ilk dönem ürünleridir. İkinci dönem 1963 yılında çektiği Şehirdeki Yabancı filmiyle başlar. Film, Moskova Film Şenliğine katılır. Ardından Şafak Bekçileri’ni çeker. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;1964 yılında çektiği Gurbet Kuşları ile önemli bir çıkış yakalar Halit Refiğ. Gurbet Kuşları, Türk sinemasında iç göç sorununu ve göçün yarattığı parçalanmayı, çöküşü anlatan ilk filmdir. 1. Antalya Film Festivalinde Halit Refiğ en iyi yönetmen, Gurbet Kuşları da en iyi film seçilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir yıl sonra çektiği Haremde Dört Kadın filmi ise Halit Refiğ sinemasının ilk başyapıtı sayılır. Sorrento yarışmasına katılan filmin senaryosunu Kemal Tahir’le birlikte yazmışlardır. İstanbul’un Kızları, Güneşe Giden Yol, Kırık Hayatlar, Karakolda Ayna Var, Canım Sana Feda bu dönemin önemli filmleridir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;1974 – 1975 yıllarında TRT için hazırladığı Aşk-ı Memnu ile önemli bir başarı kazanır Halit Refiğ. Aşk-ı Memnu aynı zamanda yerli televizyon dizilerinin öncüsü olmuştur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Meslek hayatını sürdürebilmek için ısmarlama ve ticari filmler de çeker Halit Refiğ.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Fakat toplumsal sorunlar ve mücadelesini verdiği ulusal sinema tezi, her dönem Halit Refiğ sinemasında etkili olmuştur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir Türke Gönül Verdim filmiyle başlayan üçüncü döneminde de Adsız Cengaver, Sevmek ve Ölmek Zamanı, Fatma Bacı, Çöl Kartalı, Kızın Varsa Derdin Var, Yaşam Kavgası, Yedi Evlat İki Damat, Teyzem, Hanım ve Karılar Koğuşu gibi önemli filmlere imza atmıştır Halit Refiğ. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Fatma Bacı, Halit Refiğ’in savunduğu ulusal sinema tezini ve dünya görüşünü yansıtması açısından, Karılar Koğuşu filmi de hayata aynı pencereden baktıkları Kemal Tahir’in yaşam öyküsünden kesitler aktardığı için filmografisinde özel bir yer tutar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kemal Tahir’in romanından uyarladığı Yorgun Savaşçı birçok sorun yaşandıktan sonra gösterilir TRT’de. 80’li, 90’lı yıllarda ticari başarılar elde eden filmler ve televizyon dizileri yönetir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6808918144270498956?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6808918144270498956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-3-halit-refig_15.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6808918144270498956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6808918144270498956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-3-halit-refig_15.html' title='Sinemanın Çınarları-3: Halit Refiğ'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6662167087985584560</id><published>2009-11-15T17:47:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T16:10:40.477-08:00</updated><title type='text'>Sinemanın Çınarları-3: Halit Refiğ</title><content type='html'>Sinemanın Çınarları-3: Halit Refiğ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Facebook hesabı olanlar başlığa tıklayarak videoyu izleyebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6662167087985584560?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=160475063038&amp;ref=mf' title='Sinemanın Çınarları-3: Halit Refiğ'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6662167087985584560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-3-halit-refig.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6662167087985584560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6662167087985584560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-3-halit-refig.html' title='Sinemanın Çınarları-3: Halit Refiğ'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-2151055875851823642</id><published>2009-11-15T17:30:00.000-08:00</published><updated>2009-11-15T17:30:03.932-08:00</updated><title type='text'>Sinemanın Çınarları-2: Memduh Ün</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-2151055875851823642?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=160469278038&amp;ref=mf' title='Sinemanın Çınarları-2: Memduh Ün'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/2151055875851823642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-2-memduh-un.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2151055875851823642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/2151055875851823642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-2-memduh-un.html' title='Sinemanın Çınarları-2: Memduh Ün'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-8039373807174401299</id><published>2009-11-15T17:20:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:19:06.584-08:00</updated><title type='text'>Sinemanın Çınarları-1: Ö. Lütfi Akad</title><content type='html'>not: facebook hesabınız varsa başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-8039373807174401299?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/video/video.php?v=160463913038&amp;ref=mf' title='Sinemanın Çınarları-1: Ö. Lütfi Akad'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/8039373807174401299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-1-o-lutfi-akad_15.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8039373807174401299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8039373807174401299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-1-o-lutfi-akad_15.html' title='Sinemanın Çınarları-1: Ö. Lütfi Akad'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-4580484832351258686</id><published>2009-11-15T17:17:00.000-08:00</published><updated>2009-11-15T17:17:25.568-08:00</updated><title type='text'>Sinemanın Çınarları-1: Ö. Lütfi Akad</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: 'Lucida Grande'; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 11px;"&gt; &lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Lucida Grande'; font-size: small;"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Galatasaray Lisesi’ni ve İstanbul Yüksek Ticaret Okulu’nun bitiren Lütfi Akad, askerlik dönüşü, bir süre Osmanlı Bankası’nda çalışır. Bir yıl çalıştıktan sonra istifa eder ve sinema yaşamı başlar. Şakir Sırmalı’nın yönettiği Domaniç Yolcusu adlı filmde yapım yönetmenliği yapar. O günlerde Hürrem Erman’la da tanışmıştır. Daha sonra Lale Film şirketinin muhasebe işleriyle ilgilenir. Yönetmenliğini Seyfi Haveri’nin yaptığı, Damga filminin yarım kalan sahnelerini çeker. Hürrem Erman’ın teklifiyle Erman Film’de muhasebe müdürü olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1948 yılında ilk filmi, Vurun Kahpeye’yi yönetir Lütfi Akad. Bu film dönemin hasılat rekorlarını kırar. Ardından Lüküs Hayat, Arzu ile Kamber ve Tahir ile Zühre’yi çeker Erman Film’de. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Kemal Film’e geçer ve Osman Seden’le çalışmaya başlar. 1952 yılında gerçek bir olaydan esinlenerek yapılan ve Ayhan Işık’ı da üne kavuşturan film, Kanun Namına Akad’ın baş yapıtlarından biri olur. 1955&amp;nbsp;yılında Yaşar Kemal’in senaryosunu yazdığı, Beyaz Mendil’le ikinci büyük çıkışını yapar. Attila İlhan’ın senaryosunu yazdığı, Yalnızlar Rıhtımı o dönem büyük tartışmalara yol açar. Arka arkaya filmler çekmeye başlamıştır o yıllarda. İpsala Cinayeti, Öldüren Şehir, Meçhul Kadın, Zümrüt, Üç Tekerlekli Bisiklet, Vesikalı Yarim, Ana, Kızılırmak Karakoyun, Hudutların Kanunu, Anneler ve Kızları, Vahşi Çiçek, Bir Teselli Ver bunlardan bazılarıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1967 yılında Yılmaz Güney’le birlikte çalışarak gerçekleştirdiği Hudutların Kanunu Akad sinemasının dönüm noktası olur. Lütfi Akad, Alim Şerif Onaran’la yaptıkları söyleşide o dönemi şöyle anlatır: “Benim ikinci dönemim Hudutların Kanunu ile başlıyor. O tarihe kadar olan dönem film yapma dönemiydi. Şimdi sinema yapma dönemine geliniyor. Buraya kadar dil meselesi olarak ne varsa hepsini denedim. Her film, bir sonraki film için müsvedde olmak üzere yapılmış çalışmalardı.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Bu filmden sonra Türk sinema tarihinin en önemli üçlemesi olan, Gelin, Düğün ve Diyet ile; Türkiye’de iç göç sorununu ele alan filmler yapar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;1964 - 1974 yılları arasında belgeseller ve televizyon filmleri çeker. 1974 yılından beri film çekmeyen ve neredeyse çektiği her filmle ödüller alan Lütfi Akad, uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi Sinema- Televizyon Bölümü’nde öğretim üyeliği de yapar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;!--EndFragment--&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-4580484832351258686?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/4580484832351258686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-1-o-lutfi-akad.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4580484832351258686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4580484832351258686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/sinemann-cnarlar-1-o-lutfi-akad.html' title='Sinemanın Çınarları-1: Ö. Lütfi Akad'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-8234573098514845594</id><published>2009-11-10T00:08:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T16:20:41.542-08:00</updated><title type='text'>Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni ÜLKÜ ERAKALIN</title><content type='html'>not: facebook hesabınız varsa, &lt;br /&gt;başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-8234573098514845594?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?ref=name#/video/video.php?v=156490633038' title='Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni ÜLKÜ ERAKALIN'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/8234573098514845594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/ask-filmlerinin-unutulmaz-yonetmeni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8234573098514845594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/8234573098514845594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/ask-filmlerinin-unutulmaz-yonetmeni.html' title='Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni ÜLKÜ ERAKALIN'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-1621521553405132804</id><published>2009-11-10T00:06:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T16:20:07.336-08:00</updated><title type='text'>aşk filmlerinin unutulmaz senaristi BÜLENT ORAN</title><content type='html'>not: facebook hesabınız varsa başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-1621521553405132804?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/mesutkara1?ref=name#/video/video.php?v=156487888038&amp;ref=mf' title='aşk filmlerinin unutulmaz senaristi BÜLENT ORAN'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/1621521553405132804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/ask-filmlerinin-unutulmaz-senaristi_10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1621521553405132804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/1621521553405132804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/ask-filmlerinin-unutulmaz-senaristi_10.html' title='aşk filmlerinin unutulmaz senaristi BÜLENT ORAN'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-3592818272312939482</id><published>2009-11-09T15:08:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T16:19:37.199-08:00</updated><title type='text'>Bir Pütün olarak Yılmaz Güney</title><content type='html'>not: facebook hesabınız varsa başlığa tıklayarak filmi izleyebilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-3592818272312939482?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.facebook.com/home.php?#/video/video.php?comments&amp;v=155856978038' title='Bir Pütün olarak Yılmaz Güney'/><link rel='enclosure' type='' href='http://www.facebook.com/home.php?#/video/video.php?comments&amp;v=155856978038' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/3592818272312939482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/bir-putun-olarak-ylmaz-guney_09.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3592818272312939482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3592818272312939482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/bir-putun-olarak-ylmaz-guney_09.html' title='Bir Pütün olarak Yılmaz Güney'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-6498625327957040120</id><published>2009-11-09T14:27:00.000-08:00</published><updated>2009-11-09T14:27:45.872-08:00</updated><title type='text'>Bir Pütün olarak Yılmaz Güney</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVeqsuHhI/AAAAAAAAACo/2DviyDvEucM/s1600-h/s2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVeqsuHhI/AAAAAAAAACo/2DviyDvEucM/s320/s2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Çocuktum. Dev-Genç’lileri dev gibi gençler sandığım yıllardı. O yıllarda tanıştım Yılmaz Güney filmleriyle. Yanılmıyorsam ilk izlediğim filmleri Seyyit Han  ve Aç Kurtlar’dı. Amcam ve iki arkadaşı, izledikleri bir Yılmaz Güney filminden etkilenerek yaptırdıkları upuzun paltolar ve eteklerinden sarkan atkılarla, mahallede film karesinden çıkmış gibi dolaşırlardı. Yılmaz Güney çocukluğumun ve ilk gençliğimin efsane adıydı. Ortaokul yıllarımda her okul çıkışı uğradığım kitabevinde onun kitaplarını okur, rutubet kokulu sinemalarda filmlerini izlerdim. Onun günleriyse hapishanelerde geçiyordu. Riskleri, hapishaneleri hatta ölümü göze alan bir duruşu vardı ve bu duruş onu Yılmaz Güney yapmıştı. &lt;br /&gt;Bu ülke aydınına, sanatçısına düşünmeyi, düşündüğünü açıklamayı, mutlu olmayı, güzellikler içinde yaşamayı çok görüyor dahası yasaklıyor. Yılmaz Güney de "daha yapacak çok şeyi, filmleri" varken, hayatının en verimli günlerini hapishanelerde geçirdi. Hapisteyken yeni filmlerinin düşünü kurdu, projelerini geliştirdi. &lt;br /&gt;Senaryosunu da kendi yazdığı Yarın Son Gündür filminde, "biz ustranın her zaman keskin tarafında yürüyoruz. Önümüzde mezarlıklar ve hapishaneler var" diyordu. Gerçek yaşamında da hep hapisaneler oldu. Son filmi Duvar’ı olanaksızlıklar ve hastalıklar içinde, yurdundan uzakta yapabildi. "Benimle ancak mutsuz olunur, korku içinde yaşanır. (...) Mutlu da olmayacağız, güzel günlerimiz de olmayacak" diye yazmıştı Selimiye Mektupları’ndan birinde. &lt;br /&gt;Aç Kurtlar filmini adı da “Kömürlük Sineması”olan kömür deposundan bozma izbe sinemada izlemiştim. Büyük kentlerin iyi salonlarında yer verilmeyen Yılmaz Güney filmleri Anadolu’da, taşrada büyük işler yapıyor, Yılmaz Güney de dişiyli tırnağıyla, büyük öncülere özgü duruşuyla, bilinciyle, sezgileriyle Yeşilçam’ın “Taçsız Kral’ı olma yolunda gönülleri fethediyor, Yeşilçam’ın kaderini değiştirecek yeni bir sinemanın temellerini atıyordu.  &lt;br /&gt;Eşkıya sürek avı olan Aç Kurtlar, dizboyu bembeyaz karla kaplı sert bir Siirt coğrafyasında geçen bir yerli western fantezisiydi. Eşkıya avcısı olan kanun kaçağı Serçe Memed’in (Yılmaz Güney) öğretmenlik yaptığı yıllarda köyü eşkıya basar, yeni evli olduğu eşini kaçırır. Kadın dokuz ay dağlarda kaldıktan sonra intihar eder; ölüsü köye getirilir. O günden sonra Serçe Memed’in adı eşkıya celladına çıkar. Yine kaçırılıp tecavüz edilen bir öğretmenin eşini kurtaracaktır Serçe Memed.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviV5q2YbzI/AAAAAAAAADA/ipjvaiJKpu0/s1600-h/ac1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviV5q2YbzI/AAAAAAAAADA/ipjvaiJKpu0/s200/ac1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eşkıya yeni avlar için dağdan iner, aç kurtlar gibi saldırgandır, acımasızdır; köy basıp insanları öldürür, mallarını yağmalar, haraç toplar. En acımasız eşkıyalardan Musto, Reşo Ağa’nın köyünü basar, ağayı, köylüleri öldürür. Ölüm haberiyle köye dönen Reşo Ağa’nın oğlu ihtiyar heyetinin itirazlarına rağmen “bundan böyle tüm eşkıyanın düşmanıyım diyerek eşkıyaların başına para ödülü koyar. Böylece sürek avı başlar. Artık kim avdır, kim avcıdır, kim ava giderken avlanır belli değildir. &lt;br /&gt;Siirt dağlarının eşkıyaları aç kurtların başına konan ödüller tüm köylere duyurulur, kahvehanelere ilanlar asılır.&lt;br /&gt;Mustafa Erenler için 10.000 lira, Beko Avni için 7.000 lira, Kara Aziz için 7.000 lira, Köse Mahmut için 4.000 lira, Serçe Mehmet için 3.000 lira…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviXDZnGzWI/AAAAAAAAADQ/RosTKr5ymR8/s1600-h/ihsangedik2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviXDZnGzWI/AAAAAAAAADQ/RosTKr5ymR8/s200/ihsangedik2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Küçük eşkıya çetelerinden Musa (İhsan Gedik) yol kesmeyi, haraç toplamayı sürdürürken “esrarengiz bir yabancı tarafından öldürülür. Yolu kesilen arabadaki Musa ve çetesini öldüren esrarengiz yabancının yüzü göründüğünde Kömürlük Sineması’nda kopan alkış anlatılır gibi değildir. Salondaki bütün izleyici ayağa kalkmış elinde silahıyla kurtulan yolcuların şaşkın bakışları karşısında gözlerini oğuşturan esrarengiz yabancıyı, kahramanlarını dakikalarca alkışlamıştı.&lt;br /&gt;Hafızam beni yanıltmıyorsa sinema salonunda, film karesinde gördüğüm ilk Yılmaz Güney görüntüsüydu bu. Boynunu bükerek sıcacık bakan güzel bakışlı bu yüz o gün belleğime kazınmıştı. İşte bu Yılmaz Güneydi... &lt;br /&gt;Yine yanıylıyorsam Seyyit Han filmini de o günlerde izlemiştim. Güney Filmcilik’in yayınladığı Seyyit Han filminin cd kapağında şunlar yazılı: “Türk sinemasının egemen çevrelere karşı, halkın yararına filmler yapması Seyyit Han ile başlar. Seyyit Han, toplum için sanat görevini gerçekleştirmede atılan ilk adımdır. Bu film ile birlikte içerik ve teknik yönden –Yeşilçam- kurallarının dışına taşılmış, toplum için sanat yapmanın yolu açılmıştır. Bu olgunun doğal sonucu olarak Seyyit Han filmi gerek sansürde gerekse katıldığı film şenliklerinde çok yönlü mücadele vermek zorunda kalmıştır. 1968 5. Antalya Film Şenliğinde Yılmaz Güney’e kazandırılmaması için değişik bir yola başvurulmuştur.” &lt;br /&gt;Yeniden “halkın portakalı” olacağını söyleyen ve bu yıl tema olarak 60’ları işleyen festival umarım başlangıcından günümüze geçmişiyle yüzleşme açısından da genel bir değerlendirmeye hizmet eder. &lt;br /&gt;Seyyit’in sevdalısının adı Keje’dir. Yıllar sonra Yavuz Turgul’un bir vefa örneğiyle ve benzer bir kaderle Eşkıya filminde gönderme yaptığı Keje.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVubFMCcI/AAAAAAAAACw/kTlhQM9SluY/s1600-h/s8.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVubFMCcI/AAAAAAAAACw/kTlhQM9SluY/s320/s8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Öldü sanılan Seyyit Han döndüğünde Keje’nin  Haydar Bey’le düğünü vardır. Seyit ile  (Yılmaz Güney) Hidayet emmi (Danyal Topatan) arasında şu diyalog yaşanır: &lt;br /&gt;“Çok beklediler seni oğul, çok beklediler. Lakin ne zaman ki dediler ‘Seyyit Han’ı vurmuşlar, Seyyit Han ölmüş’ o zaman Keje kendini kuyuya attı, zor kurtardılar. Üç koca yıl deli koyunlar gibi dolandı Keje. Yüreğine kara taşları bastı.Sonra Rahmetli babasının ısrarlarına dayanamadı Mürşit, kızı Haydar Bey’e verdiler. Senin yapacağın bir iş var oğul. Tek yol geldiğin gibi sessiz sedasız... (Hidayet emmi cümlesini tamamlayamadan Seyyit konuşmaya başlar: “Ben sevdiğini bırakıp gidecek adammıyım Hidayet emmi? Ben kadere razı olacak adam mıyım?”&lt;br /&gt;“Değilsin Seyyid’im, değilsin oğul. Lakin pişmiş aşa su katmak olmaz. Mürşit’in ağzından laf çıkmış bir kere (Hidayet emmi yine sözünü tamamlayamaz)&lt;br /&gt;“Yüz defa çıksın, bin defa çıksın.Mürşit önce bana söz verdi. ‘Bacım Keje’yi sana veririm, yalnız başındaki belaları defet’ dedi. Geride gözü yaşlı dul bir gelin bırakmamak için yedi yıl kurşun salladım emmi. Yedi yıl bu bağrıma taşlar bastım Keje için. Hapishanelerde yatmaktan yanlarım çürüdü. Şimdi hürüm.  Bütün düşmanlarımın başında bir mezar taşı dikili. Olmazsa Keje’yi kaçırırım emmi.” &lt;br /&gt;“Olmaz bir iştir oğul.” &lt;br /&gt;“Keje isterse olmaz bir iş yoktur emmi.”&lt;br /&gt;Bu kez de filmi izlediğimiz yazlık Çınar sinemasında birçok izleyici alkışlıyordu bu diyaloğun yaşandığı sahnelerde Seyyit Han suretindeki Yılmaz Güney’i; filmin kahramanını, kahramanlarını...&lt;br /&gt;Yılmaz Güney o günlerden sonra benim de hem sinemadaki hem de hayatımdaki kahramanlarımdan biri olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVy7PBuZI/AAAAAAAAAC4/2h7rFceRMPE/s1600-h/ac+k+9.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVy7PBuZI/AAAAAAAAAC4/2h7rFceRMPE/s200/ac+k+9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sonraki yıllarda Yılmaz Güney’i tanıyan bir çok oyuncuyla ve yönetmenle tanıştım. Hepsi ondan övgüyle sözediyordu. Siyasi olarak farklı düşünenler bile, "sinemacı olarak yeri doldurulamayacak bir sanatçı" diye anlatıyorlardı anılarını. Setlerde inanılması güç sahneleri çeken, ilişkilerinde alçakgönüllü, duyarlı, fedakar ve paylaşmacı bir Yılmaz Güney çıkıyordu anılardan. &lt;br /&gt;Yılmaz Güney’in Yılmaz Pütün olarak öyküsü 1930’ların hemen başında, Adana’nın Yenice köyünde başlar. İlk, orta ve liseyi Adana’da okurken pamuk işçiliğinden simitçiliğe kadar bir çok  işte çalışır. O yıllarda iyi bir sinema izleyicisi olan Yılmaz Pütün, lisedeyken And Film ve Kemal Film’de çalışmaya başlar. Bir yandan da öyküler yazıyordur. İktisat Fakültesi’nde okumak için İstanbul’a geldiğinde Yeşilçam’la da tanışır. Atıf Yılmaz’ın bir çok filminde oyuncu, senaryo yazarı ve yönetmen yardımcılığını sürdürürken, yazdığı bir yazıdan dolayı ilk kez hapishaneyle tanışır. 1963 yılında tekrar sinemaya döndüğünde bol starlı, "güzel" adamların, salon filmlerinin, melodramların dünyasında, "sıradan filmlerin" iyi oyuncusu olarak seyirciyi fethederek, "çirkin kral"lığa doğru yol alıyordur. &lt;br /&gt;Artık o, toplum dışına itilmiş, horlanmış insanların kendini bulduğu bir kahramandır. Türk sinemasında bir dönüm noktası olan Umut filmine kadar, onlarca vurdulu-kırdılı filmin yanı sıra Kızılırmak/Karakoyun, Hudutların Kanunu ve Seyit Han gibi iyi filmlerde de oynamıştır. Gönlünü fethettiği seyirci artık onu istiyordur. Güzel adamların dünyasını tuzla bu etmiştir. Artık Yeşilçam Yılmaz Güney sinemasıyla şekillenmeye başlamıştır. Nijat Özön, "Türk sinemasında Akad’ın çizgisini sürdüren, geliştiren, onun tek meşru ‘varisi’ sayılabilecek olan, aynı zamanda Sinemacılar Dönemi ile Genç/Yeni Sinema Dönemi arasında hem bir halka işlevi gören, hem de bu son dönemi başlatan" sanatçı olarak sözeder Yılmaz Güney’den. (Sinema, Uygulayımı-Sanatı- Tarihi, Hil Yayınları)&lt;br /&gt;Murat Belge bir yazısında Yılmaz Güney’i şöyle tanımlıyordu: "Parlak bir sinemacı ve sanatçı, hiç bir zaman amatörlüğün ötesine geçememiş bir ‘siyasetçi’; her şeyini kitlelerle paylaşmaya can atan bir ‘biz’ ve çıkardığı siyasi dergiye Güney adını verecek kadar bireyci bir ‘ben’; dünyanın sosyalizm-öncesi popülist başkaldırmacı kahramanına, örneğin bir Robin Hood’a denk düşen bir mizaç ve tarihi maddeciliğin teorik inceliklerini kavramaya hayati önem veren bir akıl; silah, eylem ve mertlik dünyasının korkusuz bir savaşçısı ve insanları barışa, sükunete, okumaya, sevgiye çağıran bir derviş. Bütün bunların sonucunda mutlak bir yalnız adam." (Yeni Gündem, sayı 41, Aralık 1986) &lt;br /&gt;Bu tanımlamanın bugüne dek yapılmış en doğru,  O’na en yakışan Yılmaz Güney değerlendirmesi olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviWjM1hgrI/AAAAAAAAADI/81Ftr65kKpE/s1600-h/nihat+ziyalan_y%C4%B1lmaz+g%C3%BCney+copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviWjM1hgrI/AAAAAAAAADI/81Ftr65kKpE/s320/nihat+ziyalan_y%C4%B1lmaz+g%C3%BCney+copy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yılmaz Güney bir sinema dehası, bir misyon insanı tanıyanlar için iyi bir dost ve iyi bir komünistti. Benim de hem sinemadaki hem de hayattaki sahici kahramanımdı.&lt;br /&gt;Evet bu ülke sanatçısına düşünmeyi, düşündüğünü yaşamayı çok görüyor, dahası yasaklıyor. Türk sinemasını dünyaya tanıtan, kendi kuşağını olduğu kadar, kendinden sonraki kuşakları da etkileyen Yılmaz Güney, "daha yapacak çok şeyi, filmleri" varken, 9 Eylül 1984’de ülkesinden uzakta, Paris’te aramızdan ayrıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-6498625327957040120?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/6498625327957040120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/bir-putun-olarak-ylmaz-guney.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6498625327957040120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/6498625327957040120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/11/bir-putun-olarak-ylmaz-guney.html' title='Bir Pütün olarak Yılmaz Güney'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviVeqsuHhI/AAAAAAAAACo/2DviyDvEucM/s72-c/s2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-4875396060219121781</id><published>2009-10-14T18:40:00.000-07:00</published><updated>2009-11-09T15:49:47.152-08:00</updated><title type='text'>Sinemaya adanmış bir hayat…  HALİT REFİĞ</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZ_v1SbNTI/AAAAAAAAABw/X3lzZFSWvgQ/s1600-h/halit+refi%C4%9F1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392638063557686578" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZ_v1SbNTI/AAAAAAAAABw/X3lzZFSWvgQ/s320/halit+refi%C4%9F1.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 250px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Defalarca izlediğim “Şehirdeki Yabancı”, Gurbet Kuşları”, “Şafak Bekçileri”, “Bir Türk’e Gönül Verdim”, “Karılar Koğuşu” gibi filmleri ve tabii ki unutulmaz “Aşk-ı Memnu”, “Yorgun Savaşçı” gibi televizyon için yapılan projeleriyle hayran olduğum, benim için çok özel bir yeri olan Halit Refiğ ile birkaç kez konuşabilme, söyleşi yapabilme şansım olmuştu. 2002 yılında bir televizyon kanalında yayınlanan sinema programı için, uzun bir söyleşi yapmıştık. Yine 2005 yılında gerçekleştirdiğim Erkan Yücel belgeseli için de görüşmüş, hem unutulmaz oyuncuyu hem de “Yorgun Savaşçı” günlerini konuşmuştuk.  &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Halit Refiğ, içinde yaşadığı toplum üzerine de, mesleki seçimi olan sinema üzerine de çok fazla kafa yoran sinemacılarımızdan, aydınlarımızdan biri. Yönetmenliğe başlamadan önce yaptığı sinema yazarlığı, eleştirmenliği döneminde de, sonrasında da hem toplumun sorunları hem de sinemanın sorunları üzerine yazılar yazmış, araştırmalar yapmış, önermelerde bulunmuş, inandığı “doğrular” için karşılaştığı ağır eleştirilere rağmen, “kavga” vermiş bir aydın, bir yol gösterici, sinemada da özel yeri olan bir yönetmendi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Geçtiğimiz günlerde filme çekilmiş “Hanım”, “İki Yabancı”, “Köpekler Adası” ve henüz çekilmemiş “Elveda Burgaz”’ın senaryolarını bir araya getirdiği “Aşk ve Ölüm Senaryoları” adlı kitabı yayınlandı Halit Refiğ’in.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;1934 yılında, Selanikten İstanbul’a göçen ailesinin iş nedeniyle gittiği İzmir’de doğar Halit Refiğ. Sinemaya olan tutkusu çocukluk yıllarında başlar. Ticaretle uğraşan ailesi, çocuklarının mühendis olmasını istemektedir. Robert Kolej’de mühendislik eğitimi de alır. Fakat sinemacı olmak eğilimi ağır basmaktadır. Halit Refiğ’le ,sinema öncesindeki yaşamını ve kendi deyimiyle “tesadüflerle, şansının yardımıyla” sinemaya geçtiği günlerini konuşarak başlıyoruz söyleşimize.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviZFo8G27I/AAAAAAAAAEY/K1z01RGm-3c/s1600-h/%EF%AC%82afak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviZFo8G27I/AAAAAAAAAEY/K1z01RGm-3c/s200/%EF%AC%82afak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Küçük yaştan itibaren film seyretmeye çok büyük ilgi duydum. Çocukluk dönemimde beni en çok heyecanlandıran, ilgimi çeken olay sinemaydı. Lise bitmesine yakın meslek seçimi meselesi ortaya çıkıyor. Ben, benim en çok sevdiğim, beni en çok ilgilendiren alanı, sinemayı meslek olarak seçmeyi düşündüm. Ama, diyelimki 40’lı yılların sonu, 50’li yılların başı itibariyle, henüz o tarihte Türkiye’de sinema bir meslek değildi. Bugün olduğu gibi sinema eğitimi yapan eğitim kuruluşları da yoktu. O tarihlerde ciddi, akademik sinema eğitimi yalnız sosyalist ülkelerde vardı. Batı dünyasında sinema henüz sanat bile sayılmıyordu. Sinema bir halk eğlencesi, fabrikasyon bir eğlenceydi. Sinemanın genelde sanat olarak kabul edilir hale gelmesi, 1960’lı yıllardan itibaren olmuştur. Özellikle Fransa’da Yeni Dalga hareketinin başlamasıyla, o hareketi doğuran kültürel, fikri oluşumlarla, Amerika gibi meseleye sadece ucuz eğlence ticareti gözüyle bakan, diğer tarafta da Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi resmi bir devlet kültürü, siyaseti gözüyle bakan, birbirine karşıt iki anlayışın dışında da, bağımsız sanatçıların yapabileceği, bağımsız bir sanat olabileceği fikri ortaya çıktı. Dolayısıyla benim sinemacı olmaya karar verdiğim yıllarda sinema Türkiye’de ne meslekti, ne de genelde sanat olarak kabul ediliyordu. Ben de, ailemin meseleye biraz dehşetle bakmasına rağmen kararlıydım. Adeta bir maceraydı ve ben bu macerayı göze almıştım. Robert Kolej’de mühendislik okumaktaydım. İki sene mühendislik okumamın benim için önemli bir yararı oldu. Kesinlikle mühendisliği bir meslek olarak seçemeyeceğimi anlamış oldum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYtK3kKFI/AAAAAAAAADw/9yrh5qZP-u0/s1600-h/haremdekad%E2%80%BAn.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYtK3kKFI/AAAAAAAAADw/9yrh5qZP-u0/s320/haremdekad%E2%80%BAn.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Nasıl sinemacı olabilirim diye düşünürken, şansımı İngiltere’de denemek istedim. O tarihlerde, 1953 yılında İngiltere’de de ciddi bir sinema eğitimi yoktu. Daha çok kurslar vardı. İngiltere’de, Londra’da bulunmamın benim için önemli faydası, sinema tarihi, sinema kuramları üzerine temel kitapları elde etme, okuma imkanım oldu.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sinemacı olmakta kararlıdır Halit Refiğ. Eğitim imkanı olmadığını, bu işe sıfırdan ve çekirdekten başlamak gerektiğini düşünür. Sonradan engel olmasın diye bir an önce askerliğini yapmaya karar verir ve yedek subay olarak askere gider. Kore Savaşı’nın olduğu, Türkiye’nin Kore’ye asker gönderdiği yıllardır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Yedek subay okulundayken, ‘İngilizce bilenler gönüllü olarak Kore’ye gidebilir’ dediler. O tarihte Uzakdoğu’ya gitmek bugünki gibi kolay değildi. Bunu da bir fırsat olarak gördüm. Şans da yardım etti, kısa bir süre sonra Kore’de ateşkes imzalandı. Dolayısıyla Kore’ye gittiğimde, bizden önceki tugaylar gibi doğrudan doğruya ateş hattına gitmedim. Biz Kore’de savaş görmeyen ilk askeri birliktik. Orada bulunduğum zaman içinde, Amerikan askeri birliklerinden amatör kamera, montaj masası, prdjeksiyon makinesi, perde temin etme imkanım oldu. Askerlik dönemimde İngiltere’den aldığım kitaplarla ve Kore’de edindiğim teknik malzemelerle kendi kendimi yetiştirmeya çalıştım. Kısa filmler, belge filmler çektim o süreçte. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;O yıllarda sinemada çalışan hiç kimseyle tanışıklığım yoktu. Askerden döndükten sonraki yıllarda, yine bir şans eseri, bir tesadüf sonucu sinema yazıları yazmaya başladım. Metin Toker’in çıkarttığı, oldukça da itibarı olan Akis dergisine bir sinema yazarı arıyorlarmış. Benim bu konulara ilgimi bilen ortak bir dostumuz, Metin Toker’e beni tavsiye etmiş. Böylece ben sinema yazarlığına başladım. Ukalalık derecesi, bilgiçlik dozu epey yüksek yazılardı. O yazılar imzasız yayınlanıyordu, uzun süre imzasız yazdım. İstanbul’da sinema çevresinde dikkati çekti yazdıklarım. O tarihler için alışılmamış bir yaklaşım vardı yazdıklarımda. Bu sayede, o tarihlerde sinema çevresinin önde gelen kişilikleriyle yakınlık kurma imkanım oldu. İlk dostum Metin Erksan’dı. Arkasından Atıf Yılmaz’la, sonra da Lütfi Akad’la, Memduh Ün’le tanıştık. Tanıştıktan kısa bir süre sonra, Atıf Yılmaz’ın yanında asistanlığa başladım. Atıf Yılmaz’ın yanında asistanlığa başladıktan kısa bir süre sonra da, Memduh Ün beni davet etti. ‘Gel benim yanımda asistanlık yap. Sana aynı zamanda rejisörlük de yaptırırım’ dedi. Geçmişe baktığımda, şunu ifade etmem gerekirki, şans bana çok yardımcı oldu. Aslında ben sinema eğitimimi çok büyük ölçüde birfiil işin içinde yaptım.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Akis’te yazılar yazmaya başladığı günlerde tanıştığı Nijat Özön’le birlikte ilk sinema sanatı dergisi olan Sinema’yı yayınlarlar. Memduh Ün’le çalışmaya başladıktan sonra ilk filmi “Yasak Aşk”ı (1961) çeker. Film ticari başarı sağlamasa da eleştirmenler ve basın tarafından övgüyle karşılanır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;“Yasak Aşk filmini yaptığım zaman, ben daha çok İngilizce’den okuduğum teorik kitapların etkisiyle, batılı formasyona sahip bir yapıdaydım. Fakat film çekmeye başlayınca başka gerçeklerle yüzyüze geldim. Benim, teorik olarak kitaplardan okuduklarımla, seyrettiğim başka ülkelerin klasik filmlerini oluşturan ortamlarla Türkiye’deki sinema ortamının birbirinden çok farklı olduğunu işin içine girince gördüm.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviY5SmKkUI/AAAAAAAAAEI/79h6wewhX7I/s1600-h/6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviY5SmKkUI/AAAAAAAAAEI/79h6wewhX7I/s320/6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Şunu hep düşündüm, ben sinemaya bir hobi, bir amatör heyecan olarak bakmıyordum. Sinema ile hayatımı geçindirmek, sinemayı bir meslek olarak seçmek, hayatımı sinema ile kazanmak istiyordum. Dolayısıyla, bu alanda kendimi kabul ettirmek zorundaydım. Bunun için de sadece prodüktörlerin ya da o tarihlerde çok yakınlık kurduğum, o günden bu güne dostluğumuz devam eden o günün ustalarının dostluğu yetmiyordu sadece. Asıl seyircinin dostluğunu kazanabilmenin, seyircinin desteğini kazanabilmenin önemli bir problem olduğunu gördüm. Sinemanın temel ilkelerinin yanında, özellikle ‘batılı seyirciden çok farklı kültürel özelliklere sahip olan bizim seyircimiz nasıl bir seyircidir?’, ‘Ben ne tarz filmler yaparsam ya da ele aldığım konuları ne tarz işlersem bu seyirciyle aramda iletişim kurabilirim, kendimi kabul ettirebilirim?’ meselesi, benim için mesleğin içindeyken yaşadığım ikinci bir eğitim dönemi oldu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;‘Gurbet Kuşları’ bu düşüncelerin içinde çıktı diyebiliriz. Benim için özellikle ilk dört, beş filmim sınav filmleri oldu. Ben, bu sınavlardan kendime göre dersler çıkarttım. ‘Gurbet Kuşları’na geldiğimde artık bir ölçüde manzarayı kavramış durumdaydım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviaYCny12I/AAAAAAAAAEg/aKvKFNIWlbk/s1600-h/gurbet.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviaYCny12I/AAAAAAAAAEg/aKvKFNIWlbk/s320/gurbet.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;‘Gurbet Kuşları’ da benim şanslı filmlerimden biri oldu. Hiç hesapta yokken, 1965 yılında benim gıyabımda Hindistan’a götürülmüş film ve gösterildiğinde büyük ilgi toplamış. 1995 yılında bir Türk Filmleri Haftası dolayısıyla Hindistan’a gittiğimde, orada Hindistanlı sinemayla ilgili kişiler ‘Gurbet Kuşları’ filmini yapanın ben olduğumu bilmeden, o yıllarda gösterildiğinde nasıl çok büyük ilgi topladığını anlattılar. Bu da benim meslek hayatımdaki en heyecan verici, en güzel sürprizlerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;‘Gurbet Kuşları’ndan sonraki yıllarda dikkate değer filmler arasında ‘Haremde Dört Kadın’, ‘Bir Türk’e Gönül Verdim’ var. Bu filmler de, sinema anlayışımda belli bir oluşumun basamaklarıdır.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Daha ilk filmi “gerçekçi romantizm” olarak tanımlanan Halit Refiğ’in arka arkaya yaptığı ilk filmleri, örneğin “Şehirdeki Yabancı”, “Şafak Bekçileri”, “Gurbet Kuşları”, Metin Erksan’ın, Ertem Göreç’in, Atıf Yılmaz’ın filmleriyle birlikte ilk toplumcu gerçekçi filmler olarak tanımlanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sviaj5SVokI/AAAAAAAAAEo/yC91dLjt3w0/s1600-h/%EF%AC%82afak2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Sviaj5SVokI/AAAAAAAAAEo/yC91dLjt3w0/s400/%EF%AC%82afak2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;60’lı yıllar toplumda da köklü dönüşümlerin, büyük alt üst oluşların, fikir tartışmalarının yaşandığı yıllardır. Bu değişim ve gelişim süreci Halit Refiğ’in düşüncelerini de etkiler. Oluşan görece özgürlük ortamında, sinemada da yeni arayışlar, yeni yönelimler başlamıştır, o güne kadar sansür baskısıyla işlenemeyen konular, toplumun sosyal problemleri işlenebilir hale gelmiştir. Sinema kendi dilini oluşturmaya çalışıyordur. Fakat sansür yine de sinemanın yakasını bırakmaz. Metin Erksan’ın filmleri gibi, Halit Refiğ’in çektiği “Şehirdeki Yabancı” (1962) filmi de sansüre takılır. “Şehirdeki Yabancı” da, sağlam konusuna rağmen yurtiçinde ticari başarı sağlayamasa da eleştirmenlerden büyük övgü alır. Moskova Film Şenliği’ne davet edilen film, orada da büyük ilgi görür, basında övgü dolu yazılar yayınlanır. Festivalde Nilüfer Aydan’a da başarılı oyunundan dolayı Şeref Madalyası ödülü verilir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Halit Refiğ’in evinde birçok sinemacının bir araya geldiği ve sinemanın nasıl gelişebileceği, sorunların nasıl aşılabileceği, sıradışı filmlerin teşvik edilmesi, iyi filmlerin iş yapamaması gibi konuların tartışıldığı toplantılar yapılır. Fakat sinema için kafa yoran, emek harcayan, binbir zorluğa karşın film çekmeye çalışan bir avuç aydın sinemacının dışında, aydınlar Türk sinemasına burun kıvırmakta, düşmanca davranmaktadır o yıllarda. Batı hayranı olan aydınlar için Türk sineması yoktur, olanlar da ciddiye alınamayacak komikliklerdi. Sinemayı ciddiye alan, gelişimi için çaba harcayan Metin Erksan, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Ertem Göreç gibi yönetmenlerin, Vedat Türkali gibi senaryo yazarı edebiyatçıların yaptıkları görmezden geliniyor, dahası küçümseniyordu. Oysa öncesinde Metin Erksan’ın “Yılanların Öcü”,  Halit Refiğ’in “Şehirdeki Yabancı”, ardından yine Halit Refiğ’in “Gurbet Kuşları”, Ertem Göreç’in “Kızgın Delikanlı” ve “Karanlıkta Uyananlar” filmleriyle adı konan bir “toplumcu gerçekçi” akım da oluşmuştu sinemada. 60’lı yılların ortalarında, sinema dışından Türk sinemasını küçümseyen, yok sayan aydınlarla, sinemacılar arasında kopmalar, kamplaşmalar ve sert tartışmalar yaşanmaya başlanır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviqjHPH1ZI/AAAAAAAAAFg/Ygnip_juAaE/s1600-h/kitap.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviqjHPH1ZI/AAAAAAAAAFg/Ygnip_juAaE/s320/kitap.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Halit Refiğ de, bu tartışmalı ortamda Türk sinemasını küçümseyen aydınlara karşı, Türk sinemasını ve sinemacılarını savunan sert yazılar yayınlar. O süreç içinde kendisini ‘toplumcu gerçekçi’ yerine ‘ulusal gerçekçi’ olarak tanımlamanın daha doğru olacağını düşünür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Sinema mesleğine ilgi duyduğum günlerde, bilhassa fiilen film yapmaya başladığımdan itibaren sinemanın toplumsal bir olay olduğunu, seyircisiz film olabileceğini ama seyircisiz sinema olamayacağını düşündüm. Tabii başlangıçta benim formasyonum, yetişmem çok büyük ölçüde batı kültür kaynaklarından beslenmişti. Dolayısıyla, Batı toplumlarının ortaya koyduğu sosyolojik kurallar neyse, bunlar her toplum için geçerlidir diye düşünüyordum. Fakat mesleğe başladığımda şunu gördüm, sosyal şartlar bütün ülkeler için aynı ise o zaman Türkiye’de film yapılmaması lazım. Amerikan filmlerinin teknolojik imkanları, ekonomik gücü Türkiye’den çok üstünken, Türkiye’de yapılan filmlerin genelde Amerikan filmlerinden daha çok beğenilmesi, seyirci toplaması benim için çok uyarıcı oldu. Oradan çıkarak aynı toplumsal kuralların heryer için aynı olamayacağı vasayımına geldim. Mesleğim bana, toplumlar arasında özellikle kültürel alanda, hayata bakış açısında, yaşama biçimlerinde önemli farklar olduğunu gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviZA7K6oSI/AAAAAAAAAEQ/YuCMfkHRSqc/s1600-h/birturke.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviZA7K6oSI/AAAAAAAAAEQ/YuCMfkHRSqc/s400/birturke.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Özellikle 60’lı yılların ortasında Fransa’da yapılan bazı sosyolojik araştırmalar, benim o tarihlerde yaptığım iş sırasında deneysel olarak gördüğüm, tecrübelerle ulaştığım meseleleri teorik olarak doğrular durumdaydı. Aynı tarihlerde kendisiyle çok yakın ilişkide bulunduğumuz Kemal Tahir de aynı kaygıları taşımaktaydı. Yani Türk toplumunun farklı bir toplumsal yapıya, farklı toplumsal özelliklere sahip olduğunu, bunun belli tarihsel özelliklerden kaynaklandığını ifade etmekteydi. Dolayısıyla bu oluşum, Türkiye’de 60’lı yılların ortaları itibariyle çok yeni bir oluşumdu. O tarihten önce bu konular konuşulmayan, tartışılmayan konulardı. O açıdan benim 60’lı yılların ilk yarısında yaptığım filmler, diyelimki bunun tipik bir örneği Gurbet Kuşları olmak üzere toplumsal gerçekçi filmlerdi. Gurbet Kuşları tek örnek değil tabii ki, Metin Erksan’ın, Ertem Göreç’in yaptığı filmler vardı, Atıf Yılmaz’ın yaptığı bazı filmler vardı. O bir akımdı. 60’lı yıllara kadar çok büyük bir sansür baskısı vardı sinemada. 61 anayasasından sonra bu sansür baskısı büyük ölçüde gevşedi. O gevşeme içinde Türk filmleri daha önce imkanı olmayan şekilde Türkiye’nin sosyal hayatına, toplumsal meselelerine yaklaşabilir hale geldi. İşte bu çerçeve içinde, bu filmlere toplumsal gerçekçi filmler denmekteydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYwlgb25I/AAAAAAAAAD4/_9eBm-ojNf8/s1600-h/kirikhayatlar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYwlgb25I/AAAAAAAAAD4/_9eBm-ojNf8/s400/kirikhayatlar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bahsettiğim gibi, Türkiye’nin sosyal yapısı ile özellikle bu sosyal kuralların dünyaya yayıldığı Batı ülkelerinin sosyal yapısı arasında önemli farklılıklar olduğunu gördükçe, ben genel olarak toplumlar üzerindeki ilgimi özel olarak Türk toplumu üzerine dönüştürdüm. Bu süreç içinde, Türk toplumundaki farklı kültürel özellikleri kavramak benim yaptığım filmlerde de ulusal gerçekçilik özelliğini daha ağırlıklı, daha bilinçli hale getirdi. Onun için, 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren ben kendi yaklaşımımı adlandırırken, toplumsal gerçekçilik yerine ulusal gerçekçilik kavramını kullanmayı daha doğru bulmaya başladım. Aslında benim tavrımda çok büyük bir değişiklik olmadı. Ben aynı tavrı bir ölçüde geliştirerek devam etmeye çalıştım. Her ülke için geçerli olan, mutlak biçimde birbirine benzeyen sosyal kanunlar olmadığı, her ülkenin kendine özgü sosyal özellikleri olduğu gerçeğini idrak ettikten sonra kavramlarda, yaklaşımlarda farklılıklar meydana geldi.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Gurbet Kuşları” da, Halit Refiğ’in birçok filmi gibi abartısız onlarca kez izlediğim, keşke becerebilsem de yeniden sinemaya aktarabilsem diye düşündüğüm, bugün de güncelliğini koruyan bir filmdi benim için. Seyirciden de ilgi gören film, 1. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nda En İyi Film seçilir. Halit Refiğ de En İyi Yönetmen ödülünü alır. Türk sinemasının önemli filmlerinden olan “Gurbet Kuşları”nda Halit Refiğ, yeni bir yaşama kavuşma hayalleriyle oluşan köyden kente göç sorununu ilk kez kapsamlı bir biçimde sinemaya aktarır. Memleketinde işleri bozulan Maraşlı bir aile taşı toprağı altın şehir İstanbul’a göç eder. Hayalleri, altın şehrin olanaklarından yararlanmak, zenginliğine ortak olmaktır. Aile, İstanbul’a gelişin kapısı olan Haydarpaşa Garı’nda trenden indiğinde, baba Tahir Efendi, “Allahın izniyle şah olacağız İstanbul’a, şah” der. Fakat bu hayalin gerçekleşebilmesi hiç de kolay değildir. Çünkü “iş bilenin, kılıç kuşananındır.” Maraşlı aile, altın kentin ekonomik düzenine, farklı yaşam biçimine, ahlak anlayışına ayak uyduramaz, tutanamaz. İnsan yutan kentin içinde çözülmeye başlar, parçalanır. “Şah olmaya” geldikleri kente yenik düşer ve Maraş’a dönerler. Film, aynı zamanda “Şafak Bekçileri”nin çekimleri sırasında, askerliğini yaparken Halit Refiğ ile tanışan Cüneyt Arkın’ın da ilk filmidir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Ben Gurbet Kuşları’nda Cüneyt Arkın’ı oynattığımda, onun sonradan Malkoçoğlu, Karamurat olacak cevherinin farkında değildim. Sinemaya çok uygun bir fizyonomisi vardı. Daha sonra Cüneyt Arkın, kendisindeki o cevheri herkesten daha iyi bildiği için at binmeyi, kılıç, kalkan kullanmayı, akrobasiyi öğrendi, atladı zıpladı kendini geliştirdi ve bu cevheri ortaya koyabileceği filmler yapılması imkanını sağladı. Dolayısıyla ben, Cüneyt Arkın’ı ilk defa oynatırken onun cevherinin ancak bir kısmının bilinci içerisindeydim.” &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Gurbet Kuşları”yla birçok ilki yaşayan Halit Refiğ, sinemanın krize girmeye başladığı ve televizyonun yaygınlaştığı günlerde TRT için, bugün bile unutulamayan ve yeni “ilk”ler yaşayacağı “Aşk-ı Memnu”yu yönetir. Televizyonlarda yerli dizilerin başlangıcı sayılan “Aşk-ı Memnu” da, Müjde Ar’ın ilk kez seyirci karşısına çıktığı filmdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYkJDhWBI/AAAAAAAAADo/-4QMOEphiYo/s1600-h/5.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYkJDhWBI/AAAAAAAAADo/-4QMOEphiYo/s400/5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Aşk-ı Memnu, benim açımdan yine çok şanslı bir iş oldu. Türkiye’de televizyon yayıncılığı bir devlet kurumu tarafından başlatıldı. Uzun yıllar, diyelimki 1968 yılından 1974 yılına kadar bu yayınlar çok sınırlı kaldı. Haftanın belli günlerinde 4-5 saat yayın yapılıyordu. 1974 yılında İsmail Cem TRT Genel Müdür’ü olduktan sonra, haftanın her günü yayın yapmaya ve yayın saatlerini arttırmaya başladı. Bu hamle içinde de ilk defa kurum dışından kişilere televizyon için film yaptırma girişiminde bulundu. Televizyon için film yaptırma teklifinde bulunanlardan biri de bendim. Diğerleri de Metin Erksan ve Lütfi Akad’dı. O imkanlar içinde ‘Aşk-ı Memnu’ romanından film yapmak imkanı oluştu. Hiçbir özel kuruluşun yapmaya cesaret edemeyeceği şekilde, bir tarihi atmosfer içinde, herhangi bir ticari baskı altında kalmadan, salt kültürel amaçlarla, bir kamu kültür hizmeti olarak film yapma şansı ortaya çıktı. Ben bunun bilincinde olarak, bu şansı becerebildiğim kadar iyi kullanmaya gayret ettim. Bugün ‘Aşk-ı Memnu’ Türk televizyonlarında yerli dizilerin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYeHKofeI/AAAAAAAAADY/QOIeOoWNm_4/s1600-h/2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYeHKofeI/AAAAAAAAADY/QOIeOoWNm_4/s400/2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Daha sonra, Kemal Tahir’in romanından, yine TRT için gerçekleştirdiği büyük ve önemli proje “Yorgun Savaşçı”nın başına gelenlerse herkesin malumu. Çekimleri yıllarca süren “Yorgun Savaşçı”, 12 Eylül darbecilerinin bir kabus gibi egemen olduğu günlerde “sakıncalı” bulunarak yakılır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Aşk-ı Memnu” ve “Yorgun Savşçı”dan sonra, “Zirvedekiler”, “Sara ile Musa”, “Affet Bizi Hocam” gibi başka televizyon dizileri de yönetir Halit Refiğ. Televizyon dizilerinden keyif almış mıydı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYg6D1ZQI/AAAAAAAAADg/RO9XO2SORls/s1600-h/3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SviYg6D1ZQI/AAAAAAAAADg/RO9XO2SORls/s400/3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;“Aşkı Memnu’ ve ‘Yorgun Savaşçı’ gibi TRT’ye yaptığım roman adaptasyonları dışında, benim yaptığım televizyon dizileri tek bir patrona yapılmıştı, Türker İnanoğlu’na. Türker İnanoğlu ile bizim yirmi yılı bulmuş olan bir işbirliğimiz var. Birbirimizin mizacını çok iyi kavramış durumdayız. Birbirimizden epey farklı kişiliklere sahibiz. Ben onun benden ne istediğini biliyorum. O, zaman zaman benim ne yapmak istediğimi ve onun nasıl yapılabileceğini biliyor. Başka hiçbir prodüktörün kolay kolay yapmayı kabul etmeyeceği tasarıları, ben Türker İnanoğlu sayesinde yaptım. Örneğin ‘Karılar Koğuşu’ gibi bir film... Benim yazar Kemal Tahir’e çok büyük bir hayranlığım, sevgim, bağlılığım vardır. ‘Yorgun Savaşçı’ hikayesi malum. Kemal Tahir’in romanından yapılan, önce yapılan, sonra yakılan... Tabii o durumda ben ‘Kemal Tahir Kimdi?’ diye bir film yapma ihtiyacını hissettim. Burada Kadir İnanır’ı da hayırla anmak isterim. O, böyle bir işte girişimin başındaki kişi olarak meseleye sahip çıktı. Türker İnanoğlu, belki başka hiçbir prodüktörün bana sağlayamayacağı imkanları, projeye hiçbir şekilde müdahale etmeden sağladı. Aynı şekilde ‘İki Yabancı’ gibi benim çok sevdiğim bir filmin prodüktörlüğünü de hiçbir şeye müdahale etmeden yaptı. O televizyon dizilerinde de ben, O’nun hangi hedeflere ulaşmak istediğinin bilincinde olarak, onun tasarladığı, ulaşmak istediği hedeflere, benim için de aykırı olmayan hedeflere ulaşmak için profesyonel bir yönetmen olarak çalıştım. O dizilerde fikir, tamamen Türker İnanoğlu’na aitti fakat benim de paylaştığım fikirlerdi. Bana aykırı olmayan fikirlerdi. O dizilerden kendi adıma mutluluk duydum.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-4875396060219121781?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/4875396060219121781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/10/sinemaya-adanms-bir-hayat-halit-refig_14.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4875396060219121781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/4875396060219121781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/10/sinemaya-adanms-bir-hayat-halit-refig_14.html' title='Sinemaya adanmış bir hayat…  HALİT REFİĞ'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZ_v1SbNTI/AAAAAAAAABw/X3lzZFSWvgQ/s72-c/halit+refi%C4%9F1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-3193415035411135770</id><published>2009-10-14T18:33:00.000-07:00</published><updated>2009-10-14T18:38:22.647-07:00</updated><title type='text'>Usta yönetmen  Halit Refiğ toprağa verildi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZ8N9cMXBI/AAAAAAAAABo/Ke6XWoyWL4I/s1600-h/halit_refi%C4%9F.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 232px; height: 165px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZ8N9cMXBI/AAAAAAAAABo/Ke6XWoyWL4I/s320/halit_refi%C4%9F.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392634183095704594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Times; 	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-language:EN-US;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:9pt;"  &gt;“Toplumsal gerçekçilik akımına karşı olan üst tabaka aydınları ne istemişlerdir? Genellikle Fransa’daki ‘nouvelle-vague’ hareketinden etkilenerek daha kişisel, daha bireyci, yani daha batılı filmler... Bu çeşit sinemanın da denemesi yapılmamış değildir. (...) Toplumsal gerçekçi akıma göre daha aşırı batıcı hareket olan, daha temelsiz bu denemelerin başarısızlığı daha da ağır olmuştur. Bu denemelere batılılaşmanın iyice çıkmaza saplandığı bir sırada girişildiği tarihlerde Niyazi Berkes ‘Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler’ adlı kitabında şöyle bir teşhis koyuyordu: ‘Batıcılık geri kalmış toplumların aydınlarının, kendi toplumlarının kalkınamaması gerçeğinin karşısında, ilerlemiş toplumları görmekten gelen aşağılık duygusunu hafifletmek için yapıştıkları bir hayal, bir toplumsal sakatlığın aydınlar arasında nükseden bir görüntüsüdür. Batıcılık hiçbir yerde gerçekleşmemiş, sadece gericiliğe yarayan, bir bireyci aydın ütopyasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Times; 	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-language:EN-US;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:8pt;"  &gt;Ulusal Sinema Kavgası, Halit Refiğ. Hareket Yayınları. Sayfa 39&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:12pt;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-3193415035411135770?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/3193415035411135770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/10/usta-yonetmen-halit-refig-topraga.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3193415035411135770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/3193415035411135770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/10/usta-yonetmen-halit-refig-topraga.html' title='Usta yönetmen  Halit Refiğ toprağa verildi'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZ8N9cMXBI/AAAAAAAAABo/Ke6XWoyWL4I/s72-c/halit_refi%C4%9F.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5818122135782377318.post-5617400444486210084</id><published>2009-10-14T17:48:00.000-07:00</published><updated>2009-11-09T15:04:26.062-08:00</updated><title type='text'>Yeşilçam Hatırası</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZzWX4G-aI/AAAAAAAAABI/9J2SM5ncE84/s1600-h/yesilcam+hatirasi+kapak.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392624432026417570" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZzWX4G-aI/AAAAAAAAABI/9J2SM5ncE84/s400/yesilcam+hatirasi+kapak.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 400px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 257px;" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Siz hâlâ o büyük yıldızsınız&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Geçtiğimiz yıllarda sabaha karşı uyanmış, televizyonlarda gece yarısından sonra gösterilen Türk filmlerinden birini izliyo&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;rdum. Bir zamanlar çok ünlü olan ses sanatçısı esas kız ‘film icabı’ şöhretini yitirmiş, küçük pavyonlarda çalışmaya başla&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;mış, cinnetini alkolde yaşayan, ‘düşkün’ bir sanatçıya dönüşmüştü. Aşkını &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;hâlâ koruyan esas oğlan, O’nu o hayattan kurtarıp eski günlerine döndürmeye çalışıyordu. Birden esas oğlanın ağzından, bu isteğe direnen, artık tükendiğini düşünen esas kıza söylediği o büyülü cümle döküldü: Sen hâlâ o büyük yıldızsın. Bu cümle, Yeşilçam Hatırası’nı oluşturmaya başladığım günlerde, bir ışık olmuştu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Çocukluğumun düş bahçesi sinemalarında sayısız film izlemiştim. Altmışlı, yetmişli yılların yazlık bahçe sinemalarına, pikniğe gider gibi giderdi aileler. Gündüzden hazırlık yapılır, dolmalar sarılır, ev işleri imece usulü bitirilirdi. “Gelecek Program”ı, “Pek Yakında”yı bilenler gelecek haftanın planlarını da yapardı. Kışlık sinemalar da pek farklı değildi fakat yine de bahçe sinemalarının keyfi başkaydı. Sinemalar sadece film gösterilen salonlar da değildi o yıllarda. Konserler, sünnet düğünleri, tiyatro gösterimleri, özel geceler de yapılırdı o derme çatma salonlarda.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Çocukluğumun geçtiği Kartal, o yıllarda herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı küçük bir balıkçı kasabası gibiydi. Eczaneden, manavdan, pastaneden babalarımızın, annelerimizin adını söyleyerek alışveriş yapardık. Onlar, uygun zamanlarında o dükkanlara uğrar ödemeleri yaparlardı. Herkes birbirine selam verir, selam gönderirdi görüşemediklerine. Rutubet kokulu Kömürlük Sineması’nda, Uzunkaya Sineması’nın kışlık ve yazlık salonlarında, Belediye Sineması’nda izlemiştim çocukluğumun unutulmaz filmlerini. Yine o yıllarda arka arkaya yazlık bahçe sinemaları açılmıştı. Çamlık, Çınar, Kent bunlardan sadece birkaçıydı. 70’li yılların ilk yarısında Kartal’da, hafızam beni yanıltmıyorsa dokuz tane sinema salonu vardı.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Her yaştan, her kesimden insan için bir serüven ve şenlikti sinema o yıllarda. Fikrin oluşmasından, yapım aşamalarına ve izleyiciyle buluşana dek sürerdi bu heyecan dolu serüven. Bu serüvende, yaşamdan perdeye yansıyan görüntüler, bizi kimi zaman fantastik bir öyküyle başka dünyalara yolculuğa çıkarır, kimi zaman da hüznün ve mizahın içiçe yaşandığı bireyin iç dünyasına... &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Düş bahçelerinin beyazperdesine yansıyan hayal kahramanları, kalbimizden hayatımıza akar, örnek aldığımız kahramanlara dönüşürdü. Cüneyt Arkın’lı, Kartal Tibet’li filmlerden çıktığımızda tahta kılıçlarımızla kavgalara tutuşur, maceradan maceraya koşardık. Yılmaz Güney’li filmlerden çıktığımızda ise boynumuzu bükerek bakar, oyuncak tabancalarımızı kötülüğe patlatır, güçsüzün yanında yerimizi alırdık. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvictZ47-yI/AAAAAAAAAEw/nRfeZ2qostI/s1600-h/9.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvictZ47-yI/AAAAAAAAAEw/nRfeZ2qostI/s320/9.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Beyazperdede izlediğim filmlerin etkisiyle hülyalara dalardım, sonraki yıllarda o filmlerde izlediğim unutulmaz yüzlerin izini süreceğimden habersiz. Sinemanın yakıcı aşkı o günlerde beni de içine almıştı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Henüz ilkokul yıllarımda, lokum kutularının altını sinema perdesi biçiminde kesip, kutunun iki ucuna geçirdiğim çubuklara gazeteden kestiğim “Bizimkiler” çizgiromanını arka arkaya ekleyip sararak yaşıtlarıma sinema gösterileri yapardım. Ortaokula geldiğimde sinema makinesiyle, film afişleriyle tanışmıştım. Ortaokul arkadaşım Orhan Karagöz’ün babası okullarda haftasonları film oynatırdı. Yaşlanan ve yorulan babasından görevi Orhan devralmıştı. Kartal’ın, Cevizli’nin, Maltepe’nin çeşitli okullarında haftasonları birlikte film gösterirdik. Sinema makinesini, afişleri ve büyük siyah perdeleri birlikte taşır, filmleri birlikte sarardık. Okulun salonunda filmi izleyen çocuklarla birlikte, biz de izlerdik kaçıncı kez izlediğimizi düşünmeden ve sıkılmadan. Daha çok tarihi filmler ya da çocuk oyunculu filmlerdi bunlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvidSp0kX4I/AAAAAAAAAE4/r06nkbQYO9k/s1600-h/%C3%BC%C3%A7+arkada%C5%9F.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvidSp0kX4I/AAAAAAAAAE4/r06nkbQYO9k/s400/%C3%BC%C3%A7+arkada%C5%9F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Svief6y-9nI/AAAAAAAAAFA/3s3BPZl-7IY/s1600-h/ArtizlerArkaKAPAKorjinal.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/Svief6y-9nI/AAAAAAAAAFA/3s3BPZl-7IY/s400/ArtizlerArkaKAPAKorjinal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;O yılların Fruko, Çamlıca gazozlu düş bahçelerinde izlediğim filmlerde unutulması olanaksız yüzler ve kahramanlar tanıdım. Aslında bir melek olan anneler, içimizin hemen ısınıp baba demek istediğimiz amcalar, posbıyıklı zengin ve iyi kalpli fabrikatörler, suretini gördüğümüzde iliklerimize kadar titrediğimiz, korkudan annelerimize sarıldığımız kötü adamlar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Belgin Doruk hep salon filmlerinin zengin ve şımarık kızıydı, küçük hanımefendiydi. Ayhan Işık zengindi, acılı babaydı, küçük hanımın şoförüydü, mahalle arkadaşıydı ve hepsinin toplamında Yeşilçam’ın “kral”ıydı. Daha onlarca isim, onlarca yüz girdi hayatımıza, beyazperdeye farklı suretlerde yansıyan. Beyazperdenin yıldızları, hayatlarımızın kahramanları… Evet beyazperdenin yıldızları vardı, o yıllarda bütün izleyiciyi sarıp sarmalayan, kendine hayran bıraktıran. Sezer Sezin, Turan Seyfioğlu, Ayhan Işık, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın, Leyla Sayar, Fikret Hakan, Orhan Günşiray, Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Engin Çağlar, Murat Soydan, Ayşecik, Ömercik, Yumurcak, Afacan… Başrollerde oynamasalar da, filmlerin esas kızları, esas oğlanları olmasalar da izleyici için hep yıldız olan oyuncular da vardı. Örneğin, Hulusi Kentmen, Öztürk Serengil, Ali Şen, Nubar Terziyan, Danyal Topatan, Hüseyin Baradan, Necdet Tosun, Aliye Rona, Gülistan Güzey, Sevda Ferdağ, Mürvet Sim, Erol Taş, Ahmet Tarık Tekçe, Hayati Hamzaoğlu, Bilal İnci, Mualla Sürer, Vahi Öz, Suphi Kaner, Yıldırım Önal, Cevat Kurtuluş, Ayfer Feray, Diclehan Baban... İster başrollerde oynasınlar, ister yan rollerde onlar hâlâ o büyük yıldızlar...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;‘Eski’ Yeşilçam ya da çok yaşasın sinema&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Yaşımız ilerledikçe yönetmenleri tanıdık, sinemanın yaratıcılarını. Metin Erksan’ı, Lütfi Akad’ı, Memduh Ün’ü, Atıf Yılmaz’ı, Halit Refiğ’i, Osman Seden’i... Kamera arkasının isimli-isimsiz kahramanlarını tanıdık. Senarist, kameraman, müzisyen, ışıkçı, set işçisi... Bülent Oran, Sefa Önal, Erdoğan Tünaş, Nedim Otyam, Gani Turanlı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Bir avuç inanmış, iyi niyetli, cefakar sinemacının imkansızlıklar içinde yoktan varetmeye çalıştığı bir sinemaydı Yeşilçam. Sektör olamamış, artı değerini yaratamamış fakat iyi sinemacılarını, iyi filmlerini yaratmış bir sinema. Büyük paraların dönmediği, sermaye sınıfının hiçbir zaman yüz vermediği, desteklemediği fakat açlığı, yoksulluğu göze almış aydın sinemacıların, sinemayı geliştirmek, daha iyi yerlere getirebilmek için büyük çabalar harcadığı bir sinema. Örnekse Metin Erksan’ın, Halit Refiğ’in, Lütfi Akad’ın (daha birçok sinemacının) yaptığı filmler, iyi niyetli çabalar... Buna rağmen yıllarca aydınlar, sanatçılar tarafından küçümsendi, görmezden gelindi, yok sayıldı dahası alay konusu, mizah malzemesi yapıldı. Onlar için Yeşilçam, gözyaşı döktüren melodramlardan ibaretti sadece ya da “Size baba diyebilir miyim amca”lardan, “N’ayır, N’olamaz”lardan, klişelerden ibaretti. Klişeler ve ucuz eğlence filmleri sanki sadece Yeşilçam’da vardı, Yeşilçam’a özgüydü. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Nazım Hikmet, Attila İlhan, Vedat Türkali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi bir elin parmakları kadar olan aydınlarımız dışında düşmanca tavır alındı Yeşilçam dönemi sinemasına. Oysa, kendi coğrafyasının kültürünü, sanatını, sinemasını küçümseyen “batıcı” aydınlarımızın, özendikleri, örnek gösterdikleri, karşısında ezilip komplekse girdikleri Batı sinemasında da iyi filmerden, sanat filmlerinden çok, popüler sinemanın, ticari sinemanın kötü örnekleri ağırlıktaydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvifiHUjL_I/AAAAAAAAAFQ/UuiiILU1tuE/s1600-h/ArtizlerKAPAK.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvifiHUjL_I/AAAAAAAAAFQ/UuiiILU1tuE/s400/ArtizlerKAPAK.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt; Elbette her ülke sinemasında iyi filmler de olacaktır, kötü filmler de. Ticari sinema da olacaktır, sanat sineması da. “Vizontele”ler de yapılacak, “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” da. Yeşilçam döneminde de elbette birçok ‘kötü film’ yapıldı, ticari sinema sanat sinemasına çok az hayat hakkı tanıdı. Buna rağmen o yıllarda “Üç Arkadaş”, “Yalnızlar Rıhtımı”, “Kanun Namına”, “Gecelerin Ötesi”, “Kırık Çanaklar”, “Otobüs Yolcuları”, “Yılanların Öcü”, “Şehirdeki Yabancı”, “Gurbet Kuşları”, “Susuz Yaz” gibi çok önemli filmler yapılabiliyordu. Metin Erksan, Lütfi Akad, Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ gibi aydın ve öncü sinemacılar, sinemanın gelişmesi için toplantılar yapıyor, sanat sinemasının da seyirciyle buluşabilmesinin yollarını arıyorlardı bütün düşmanca tavırlara rağmen. Sonrasında da örneğin Yılmaz Güney sinemasıyla, yeni yönetmenlerle ve onların yaptıkları iyi filmlerle sürdü bu damar. Ne yazık ki oluşturulan ön yargılar ve düşmanca tutumlar nedeniyle o yıllarda da, bu günlerde de özellikle “küçük aydınlar” ya da batıcı aydınlarca Türk sinemasına karşı küçümseyici tavırlar sürdürüldü. Bütün bu tavırlara rağmer Yeşilçam sineması ve o dönemin oyuncuları hep sevildi geniş kitleler tarafından. O yılların kapı pencere kıran filmlerini, galalarını hatırlayanlar bugün de büyük bir beğeniyle izliyorlar o filmleri. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Geçmişi kutsamak ya da inkar etmek yerine, bugünün dünyasına geçmişin olumlu değerlerini aktarmalıyız. Bu da geçmiş bilincinden soyutlanmış içi boş bir nostalji edebiyatı ile yapılamaz. Sinema o günlerin erdemlerini, değerlerini, insani ilişkilerini son derece “sahici” yansıtmıştı. O yüzden de bu kadar çok sevildi, ilgi gördü. Örneğin birçok kişi için klişe ya da mizah malzemesi olabilir fakat, “Paranız sizin olsun, bana annemi verin yeter” diyen Ayşeciğin sesinden, o günlerin naif insani duyguları, yaşama sevinci, gelecek umudu geniş kitlelerce benimseniyor, paylaşılıyordu. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;   &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Yeşilçam dönemi sinemasına karşı yeniden bir keşfediş yaşandı son yıllarda. Bunda televizyonda gösterilen ‘eski’ filmlerin payı büyüktü. Belki televizyonlar zamanında çok ucuza malettikleri için bu kadar çok film aldı ve gösterdi. Ama zamanla bu anlamını yitirdi. Çünkü önemli olan izleyicinin beğenmesiydi ve izleyici eski Türk filmlerini sahiplendi. O filmlerde kendilerini buldular. Geçmişlerini, yitip giden erdemleri farkettiler. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Bugün yaşanan her türlü insan ve doğa kirlenmesi, geçmiş değerlerin yok olması insanları rahatsız eder hale geldi. Komşuluk ilişkileri koptu, yabancılaşma, yalnızlaşma had safhaya çıktı. Geçmişin insani değerleri özlenir hale geldi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Genç kuşaklar açısından da bu keşif önemli ve sevindiriciydi elbette. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvifyQkWcGI/AAAAAAAAAFY/8Q4z012620U/s1600-h/fantastik+afis.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SvifyQkWcGI/AAAAAAAAAFY/8Q4z012620U/s400/fantastik+afis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Fakat zamanla bir modaya, “ranta” dönüştürüp, içini boşaltan, içi boş bir nostalji edebiyatına çevirenler de oluştu, en az küçümseyenler ve yoksayanlar kadar zarar vermeye başladı. Bazıları bütün yüzsüzlüğüyle televizyon programlarına çıkıp “Biraz oportünistçe belki benim tavrım, malzeme sıkıntısı yok o yüzden Yeşilçam ağırlıklı işler yapıyorum.” gibi cümleler kurabiliyordu. Malzeme hazırdı ve para ediyordu bugünlerde. Emek harcamadan ranta çevrilebiliyordu. Akbabalık yapmanın dönemi olamazdı. Önemli bir devlet adamı ya da bir sanatçı hastalanıp komaya mı girdi, hemen televizyon programları yapar, kitaplar çıkarırlar. Fakat bekledikleri olmaz, o günlerde hayatını kaybetmez o devlet adamı ya da sanatçı. Olsun, ne gam, onlar akbabalıklarını yapıp görevini yerine getirdiler ya, kendileriyle gurur duyabilirler. Yeşilçam da, onlar için sadece bir malzemeydi sonuçta. “Oportünistçe” olsun tavırları, ne farkeder, devir “rant” devriydi nasılsa. Kemal Tahir’in, Ayşe Şasa’ya her dönem geçerli olabilecek kulaklara küpe öğüdünü okumuştum M. Nedim Hazar’ın “Gökdelen Mağarada İki Senarist” başlıklı yazısında. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;“Maskaralık yaptığın sürece seni baştacı ederler ama ciddi bir şey yaparsan kimse ilgilenmez. Yolunu seç.” Yıllar önce söylenmiş bu söz, bugünün dünyasını, ilişkilerini açıklayabilmek için de çok anlamlı, yapılan işlere baktığımızda. Aşk ve hüzün ticareti yapanlar, halkla ilişkiler ve AR-Ge şirketleriyle hedef kitle belirleyip yazılarını popüler olmaya ve çok satmaya göre yazanlar, televizyon programlarında baktıkları aynalarda “ne görüyorsun?” sorularını, “güzellikler, acı, hüzün” diye yanıtlayanlar, paparazzi içerikli belge-seller yapanlar, hırsızlar, yalancılar, dedikoducular baştacı edilmiyor mu günümüzde. İhanetin tarihinin ve yükselme hikayelerinin yazılmadığı, hiçbir yaptırımın olmadığı, aksine bunların kışkırtıldığı günümüzde elbette maskaralık geçer akçe olacaktır. Halit Refiğ’den Osman Seden’e, Lütfi Akad’dan Ertem Göreç’e, Atıf Yılmaz’dan Meduh Ün’e, Ülkü Erakalın’a, Tunç Başaran’dan Zeki Ökten’e, Şerif Gören’e kadar birçok yönetmenin çektiği, mahalle arkadaşlıklarının, dostlukların, dayanışmanın, insani değerlerin anlatıldığı filmleri, örnekse “Üç Arkadaş”tı, “Mahalle Arkadaşları”nı, Karanlıkta Uyananlar”ı, “Güle Güle”yi izledikçe değişimi görebiliyorduk. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Yetmişli yılların ilk yarısında Yeşilçam dönemi bitmiş, bir çok oyuncu, yönetmen sinemadan uzaklaşmıştı. Televizyonun evlere girmesiyle de, eski Yeşilçam televizyonda sürdürmeye başlamıştı varlığını filmerle, dizilerle. Bugün salonlarda izleyici arayan sinema ise, Yeşilçam’ın geçmiş yıllarda örneğin Metin Erksan, Lütfi Akad, Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ gibi yönetmenlerinde ruh bulan muhalif, yenilikçi damarı diyebiliriz.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;Çocukluk yıllarımda tanıdığım o unutulmaz oyuncuların, o büyülü dünyaları yaratan sinemacıların izini sürdüm yıllardır. Sağlıklarında konuştum, kendi seslerinden yaşamöykülerini, sinema serüvenlerini aktardım “Artizler Kahvesi”(*), “Yeşilçam’da Uunutulmayan Yüzler” (**) ve Yeşilçam Hatırası (***) adlı kitaplarımda. Olanak buldukça belgesellerini yapmaya çalışıyorum. Yolculuğum sürüyor. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Times; 	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-language:EN-US;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 9pt;"&gt;(*)Artizler Kahvesi Birinci baskı: Mart 1997 (Parantez Yayınları), İkinci Baskı: Ekim 2003 (An Yayıncılık), Üçüncü Baskı: Aralık 2003 (An Yayıncılık)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 9pt;"&gt;(**)Yeşilçam’da Uunutulmayan Yüzler. Birinci baskı: Ocak 1999 (Parantez Yayınları) İkinci baskı: Ekim 2003 (An Yayıncılık)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 9pt;"&gt;(***) Yeşilçam Hatırası. +1 Kitap, 2007&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Times; 	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-language:EN-US;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: 9pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 14.2pt;"&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 10" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmesut%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:Times; 	panose-1:2 2 6 3 5 4 5 2 3 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536902279 -2147483648 8 0 511 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-language:EN-US;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5818122135782377318-5617400444486210084?l=yesilcamhatirasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/feeds/5617400444486210084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/10/yesilcam-hatras_14.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/5617400444486210084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5818122135782377318/posts/default/5617400444486210084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yesilcamhatirasi.blogspot.com/2009/10/yesilcam-hatras_14.html' title='Yeşilçam Hatırası'/><author><name>yesilcamhatirasi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00243993926745680025</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/SxwLHvHTSbI/AAAAAAAAAKw/slJLk4WEJso/S220/yesilcam+hatirasi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Q-KXBUnOPEg/StZzWX4G-aI/AAAAAAAAABI/9J2SM5ncE84/s72-c/yesilcam+hatirasi+kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
